yeni başlayanlar için warhammer 40k evreni

warhammer 40,000, duygu bütçesi sınırsız ama gerçeklik kasası boş olan insanların sevemeyeceği evrendir.

çünkü bu evren sana sarılmaz.

bu evren sana “herkes anlaşabilir” demez.
“farklılıklarımız zenginliktir” diye okul panosu hazırlamaz.
“diyalog kapılarını açık tutalım” demez.

warhammer 40,000 sana kapıyı gösterir.

kapının arkasında chaos vardır.

açarsan ölürsün.

bu kadar.

41. milenyumdayız. insanlık ölmemeye çalışıyor. büyük, parlak, umutlu bir gelecek yok. yıldızlara açılmış, barış getirmiş, galaktik kardeşlik kurmuş bir medeniyet hiç yok. onun yerine çürüyen bir imparatorluk var. milyarlar değil, trilyonlarca insan var. bir milyon dünya var. her yer savaş, açlık, dua, çelik, kan ve bürokrasi kokuyor.

merkezde de altın taht var.

tahtta imparator oturuyor.

oturuyor dediğime bakma; adam on bin yıldır ne tam canlı ne tam ölü. insanlığın tanrısı mı, cesedi mi, jeneratörü mü belli değil. ama çalışıyor. çalışması lazım. çünkü o durursa insanlık sadece politik olarak değil, metafizik olarak da biter. warp çöker, uzay yolculuğu sapıtır, chaos kapıyı kırar, galaksi insanlığı çiğ et gibi yer.

ve bu mekanizmayı döndürmek için her gün binlerce insan yakılıyor.

evet.

her gün.

şimdi bunu duyunca “ama bu çok barbarca” diyorsan, geçmiş olsun. daha giriş kapısında kaldın.

warhammer 40k sana şunu sormaz:

“bu etik mi?”

şunu sorar:

“etik tartışmayı bitirene kadar kaç milyar kişi öldü?”

işte bu evreni bazı insanların sevememesinin sebebi bu. çünkü burada ahlak dersi yok. burada tercihlerin hepsi kirli. ya on bin kişiyi yakarsın, ya trilyonları chaos’a yem edersin. ya çocuğu alıp space marine yaparsın, ya gezegenini tyranid sürüsüne ana yemek olarak sunarsın. ya xeno’ya güvenmezsin, ya da güvenip arşivlere yeni bir katliam dosyası eklersin.

temiz seçenek yok.

temiz seçenek isteyen başka evrene gitsin.

burada temizlik sadece flamethrower ile yapılır.

imperium of man iyi mi?

hayır.

ama 40k’nın zekası da burada zaten. imperium iyi olduğu için ayakta kalmıyor. yeterince acımasız olduğu için ayakta kalıyor. faşist mi, teokratik mi, paranoyak mı, insan öğüten bir cehennem makinesi mi? evet. hepsi. ama bu evrende karşısında duran şey de “daha kapsayıcı bir gelecek” değil. karşısında chaos var. tyranid var. ork var. necron var. eldar’ın kibirli soğuk çıkar hesabı var. tau’nun gülümseyen asimilasyon broşürü var.

yani seçenekler şöyle:

bir tarafta insan öğüten imparatorluk.

diğer tarafta insanı öğütüp üstüne ideolojik açıklama yapan galaksi.

tercih senin.

chaos meselesi zaten başlı başına tokat. dört büyük chaos tanrısı var. savaş, hastalık, zevk, entrika. insanın içindeki en eski, en pis, en inatçı damarları alıp tanrı yapmışlar. bunlarla müzakere edilmez. bunlara “senin de yaşanmışlıkların var” denmez. chaos senin travmanı anlamaz; travmanı kapı yapar, içeri girer.

khorne’a barış çalıştayı düzenleyemezsin.

nurgle’a kamu sağlığı semineri veremezsin.

slaanesh’e ölçülülük anlatamazsın.

tzeentch’e “şeffaf süreç yönetimi” diyemezsin.

bunları deneyen adam zaten çoktan cultist olmuştur.

tyranidler daha da sade. geliyorlar ve yiyorlar. motivasyon bu. biyokütle. senin kültürün, kimliğin, şarkıların, ideallerin, bayrağın, çocukluk anıların; hepsi protein hesabına düşüyor. evrenin en dürüst düşmanı olabilirler. yalan söylemiyorlar. pazarlık yapmıyorlar. panel düzenlemiyorlar. seni sevmedikleri için değil, seni besin gördükleri için tüketiyorlar.

burada “ötekiyle empati” kurmak istiyorsan buyur.

öteki seni sindiriyor.

orklar ayrı komedi. adamlar savaşmak için yaratılmış. kavga onlar için psikolojik sorun değil, yaşam tarzı. rehabilitasyonla düzelecek tipler değiller. orka “şiddet döngüsünü kırmalıyız” dediğin an muhtemelen seni tekerlek yapar. çünkü ork evrenin en samimi canlısıdır: savaş istiyor, bağırıyor, vuruyor, gülüyor.

modern senaryo odası orkları yazsa ilk iş “aslında yanlış anlaşılan savaşçı kültür” diye yumuşatırdı.

hayır kardeşim.

ork ork’tur.

konuşma biter, balta başlar.

eldar ise başka bir pislik. zarifler, eski medeniyetler, estetikler, mistikler. ama sana insan olarak bakışları aşağı yukarı böcek seviyesinde. kendi türlerini kurtarmak için binlerce insanı harcarlar, sonra da bunu yüzlerinde şiirsel bir ifade ile yaparlar. kibirleri bile parfümlü. nazik görünürler. nazik değiller. sadece kötülükleri daha ince kumaştan dikilmiş.

necronlar zaten ölüm sonrası pişmanlığın metal iskeletli hali. ruhlarını satmışlar, bedeni metale çevirmişler, şimdi uyanıp galaksiye “burası çok biyolojik olmuş” diye bakıyorlar. organik yaşamı kirlilik gibi görüyorlar.

yani tablo şu:

chaos ruhunu yer.

tyranid bedenini yer.

ork kafanı kırar.

eldar seni feda eder.

necron varlığını hata sayar.

tau seni gülümseyerek kendi sistemine katar.

imperium ise seni yaşatmak için seni harcar.

warhammer 40k budur.

duygusal olarak ucuz insan bunu kaldıramaz.

çünkü alıştığı hikaye şudur: ezilen iyidir, ezen kötüdür, farklılık güzeldir, konuşursak anlaşırız, travmayı anlarsak kötülük azalır. 40k gelir ve bütün bu broşürü yakar. der ki: ezilen de cellat olabilir. güçlü olan bazen zorunlu olduğu için güçlüdür. birlik bazen tuzaktır. bilgi bazen kurtarmaz. iyi niyet bazen kapıyı chaos’a açar.

bu evrende farkındalık hayat kurtarmaz.

bolter kurtarır.

o da her zaman değil.

space marine meselesine gelelim.

space marine görünce “ama neden hepsi erkek” diye soran insan, evreni değil kendi takıntısını izliyordur. çünkü space marine, modern temsil panosuna kutucuk doldurmak için yazılmış bir şey değildir. space marine insanlığın çaresizlikten ürettiği biyolojik savaş makinesidir.

çocukken seçilir.

alınır.

kırılır.

yeniden yapılır.

cerrahi müdahaleler, organ implantları, zihin koşullandırması, acı, eğitim, ölüm, sadakat. hayatta kalırsa artık insan değildir. insanlığını kaybederek insanlık için savaşan bir şeydir.

trajedi burada.

space marine “maskülen güç fantezisi” diye okunup geçilecek kadar basit değildir. evet, güçtür. evet, disiplindir. evet, şiddet kapasitesidir. ama aynı zamanda kayıptır. çocukluğu yoktur. normal hayatı yoktur. ailesi yoktur. insan kalma lüksü yoktur. o dev zırhın içinde bir zafer posteri değil, insanlığın iflas dosyası yürür.

bunu anlamayan adam space marine’i kaslı adam sanır.

değildir.

space marine, insanlığın “başka çaremiz kalmadı” diye ürettiği duadır.

duanın üstüne zırh geçirilmiş halidir.

custodes, astra militarum, sisters of battle, inquisitorlar, commissarlar… herkes aynı makinenin başka dişlisi. bazıları kutsal, bazıları kirli, bazıları doğrudan korkunç. ama hepsi aynı soruya cevap veriyor:

bu galakside insan nasıl hayatta kalır?

cevap rahatsız edici.

bazen yakarak.

bazen susturarak.

bazen gezegen silerek.

bazen kendi insanını bile harcayarak.

işte woke refleksin bozulduğu yer burası. çünkü bu evrende “doğru taraf” yok. sadece daha geç ölen taraf var. herkes kirli. herkes günahkar. herkesin elinde kan var. imperium’un eli kanlı, evet. ama chaos’un eli yok; direkt boğazın içinde. tyranid’in ahlakı yok. ork’un pişmanlığı yok. necron’un insanla ortak zemini yok. eldar’ın seni eşit görme niyeti yok.

böyle bir evrende “xenophobia kötü bir şeydir” diye lise münazarası yapmak kolay.

zor olan şu soruyu cevaplamak:

bu evrende güvenip de hayatta kalan kim?

insanlık zamanında güvenmiş. yapay zekaya güvenmiş, isyan yemiş. primarchlara güvenmiş, horus heresy yemiş. xeno’ya yaklaşmış, satılmış. ittifak kurmuş, bedel ödemiş. galaksi insanlığa şunu öğretmiş:

açtığın her kapıdan dost gelmez.

bazen cehennem içeri girer.

bu yüzden imperium’un paranoyası ahlaki olarak güzel değil. ama tarihsel olarak boş değil. warhammer 40k’nın sevdiğim tarafı da bu. sana “bakın ne kadar haklılar” diye çocuk kitabı yazmaz. “bakın ne hale geldiler” der. fark var.

bu evren masküliniteye de özür diletmez.

çünkü burada hayatta kalmak için güç gerekir. disiplin gerekir. şiddet kapasitesi gerekir. fedakarlık gerekir. emir-komuta gerekir. bazen duygunu gömüp silahını doldurman gerekir. bunu görünce “toksik” diye etiket basan adam, tyranid sürüsü yaklaşırken hâlâ kavram tartışır.

40k masküliniteyi romantize etmekten çok daha karanlık bir şey yapar.

ona muhtaç kalmış bir evren gösterir.

bu daha serttir.

çünkü şunu söyler: bazı koşullarda yumuşaklık erdem değil, lükstür. bazı çağlarda merhamet bile cephane ister. bazı evrenlerde iyi kalmak istiyorsan önce hayatta kalman gerekir. hayatta kalmak için de bazen iyi görünmeyen şeyler yapmak zorunda kalırsın.

bu cümle bazı insanlara fazla gelir.

çünkü onlar hikayeyi konfor alanı sanıyor.

40k konfor alanı değildir.

40k, konfor alanının exterminatus yemiş halidir.

tau’ya ayrıca değinmek lazım. greater good diye gezerler. kulağa güzel gelir. birlik, uyum, ortak amaç. galaktik broşür gibi. ama 40k evreninde “greater good” dediğin şeyin de dişleri vardır. gülümseyen asimilasyon makinesi. seni öldürmeyebilir. ama seni kendine katar, dönüştürür, kendi sisteminde eritir.

yani yine aynı yere geliyoruz.

bu evrende kimse masum değil.

sadece bazıları daha temiz üniforma giyiyor.

işte bu yüzden 40k fanı evrenin tutarlılığına hassastır. çünkü bu evrene bir tane “iyi mesaj” enjeksiyonu yaptığında sadece bir detayı değiştirmiş olmazsın. bütün mekanizmaya şeker dökmüş olursun. bu evren şekerle çalışmaz. pasla, kanla, dua ile, nefretle, paranoya ile, disiplinle, korkuyla çalışır.

sen space marine’i modern temsil mantığıyla yeniden düzenlersen sadece bir karakter tipini değiştirmezsin.

evrenin mantığına tornavida sokarsın.

bu yüzden insanlar itiraz ediyor. çünkü mesele “kadın olmasın” gibi basit bir mahalle kavgası değil. mesele şu: sen bu evrenin biyolojik, tarihsel, askeri ve dini mantığını kırıp yerine güncel mesaj takmaya çalışıyorsun. karakter güçlüyse sahne taşır; güçsüz yazıldıysa yazar onun arkasından pankart taşır. 40k pankart evreni değildir.

40k’da pankart dediğin şey ya savaş sancağıdır ya da üstünde ceset asılıdır.

iyi karakter slogan atmaz, iş yapar.

iyi evren de okura ahlak dersi vermez, bedel gösterir.

warhammer 40k’nın büyüklüğü burada. kimseyi aklamaz. imperium’u da aklamaz. chaos’u da çekici gösterirken affetmez. xeno’yu da romantikleştirirken güvenilir yapmaz. herkesi kendi günahıyla sahneye çıkarır. sonra da seyirciye şunu der:

seç bakalım.

ama seçtiğin taraf temiz olmayacak.

bu, modern steril anlatının kaldıramadığı şeydir. çünkü steril anlatı temiz taraf ister. iyi taraf ister. özdeşleşilecek güvenli karakter ister. 40k ise “güvenli karakter mi? al sana commissar, moralin bozulursa seni vurur” der.

ve haklıdır da.

çünkü bu evrende moral düşüklüğü bile stratejik risktir.

bazı insanlar 40k’ya bakıp “fascist power fantasy” der. bu kolay okumadır. tembel okumadır. evreni afişten okumaktır. 40k’nın yaptığı şey faşizmi güzellemek değil, faşizmin bile yeterli olmadığı kadar boktan bir galaksi hayal etmektir. burada imperium korkunçtur ama galaksi ondan daha korkunçtur.

asıl dehşet budur.

çünkü imperium kötü olduğu halde bazen insanlığın son duvarıdır.

duvar kanlıdır.

duvar çatlamıştır.

duvarın üstünde kafatasları vardır.

ama duvar yıkılırsa içeri giren şey daha iyi değildir.

bu yüzden warhammer 40,000 sevilmesi kolay bir evren değildir. özellikle de hikayeden duygusal güvenlik, politik rahatlık, temsil huzuru, temiz kahraman, açıklanabilir kötü ve pozitif mesaj bekleyen biri için hiç değildir.

burada umut yok mu?

var.

ama umut çiçek gibi açmaz.

umut, bir guardsman’in titreyen eliyle tetiğe basmasıdır.

umut, bir space marine’in insanlığını kaybedip insanlığı savunmasıdır.

umut, bir inquisitor’un milyonları yakıp trilyonları kurtardığını ummasıdır.

umut, altın tahtta çürüyen bir cesedin hâlâ ışık vermesidir.

ne kadar romantik.

ne kadar iğrenç.

ne kadar 40k.

özetle warhammer 40,000; galaktik karanlıkta insanlığın ahlaklı kalma hikayesi değildir.

ahlakın lüks olduğu bir evrende insanlığın hâlâ ölmemiş olmasına dair kirli bir destandır.

bu evreni sevemeyen sevmeyebilir.

ama “neden bu kadar sert, neden bu kadar erkek, neden bu kadar acımasız, neden bu kadar paranoyak” diye soruyorsa cevap basit:

çünkü galaksi anaokulu değil.

ve imparator sizi korumaz.

insanlığı korur.

gerekirse sizi de yakarak.
4 2
ayı kullanıcısının profil fotografı