ninja scroll’u şöyle düşün.

feodal japonya var ama öyle kartpostallık kiraz çiçeği, onur, samuray felsefesi falan bekleme. burada kiraz çiçeği açsa muhtemelen altında biri gömülüdür.

ortam pis.

herkes birinin adamı.

herkesin cebinde ayrı bir ihanet var.

yolda yürüyorsun, karşına çıkan adam ya ninja ya katil ya da normal görünümlü başka bir bela. normal vatandaş varsa da yanlışlıkla hayatta kalmıştır. onun da süresi dolmak üzeredir.

işte bu dünyanın içine jubei kibagami giriyor.

daha doğrusu girmiyor, sürükleniyor.

adamın hali zaten “ben kimsenin derdine karışmayayım” hali. ama ninja scroll evreninde kimseye karışmamak diye bir seçenek yok. sen karışmasan bile biri geliyor, zehirli eliyle, kılıcıyla, ucube tekniğiyle seni hikayeye dahil ediyor.

jubei de böyle bir adam.

çok konuşmuyor.

çünkü bu evrende çok konuşan adamın ya sırrı vardır ya da birazdan ölecektir.

jubei’nin olayı karizma kasmak değil aslında. adam yorgun. bu önemli. çünkü fazla istekli görünen herkes ya manyak çıkıyor ya da birinin maşası. jubei ise “yine mi bela” diye yaşayan adam. ama bela gelince de kılıcını çekiyor.

kısa kesiyor.

genelde gerçekten kısa kesiyor.

ninja scroll’un güzel tarafı bu. anime sana tertemiz kahraman satmıyor. jubei öyle beyaz pelerinli, yüksek idealli, halka umut dağıtan biri değil. adamın üstünde yol tozu, geçmiş kavga, az konuşma ve “gerekiyorsa yaparız” havası var.

bazen insanın sevdiği karakter de budur.

dünyayı kurtarmaya hevesli olmayan ama ortalık çok boka sarınca geri durmayan adam.

kagero’ya gelince.

bak bu karakteri bugün birinin eline versen mahveder. çünkü kagero’yu anlamak için “güçlü kadın karakter” diye bağırmaya gerek yok. kadın zaten güçlü. ama gücü parıltılı değil. ağır. hatta bela gibi. bedeni bile kaderinin parçası olmuş. yaklaşsan dert, uzak dursan ayrı dert.

hikayede süs değil.

romantik yama değil.

görevi var, ağırlığı var, yalnızlığı var.

kagero’nun güzelliği burada. sana “bakın kadın da güçlü” diye göz kırpmıyor. zaten sahnede duruşuyla söylüyor bunu. sessizce. zehir gibi.

ninja scroll’daki kötü adamlara gelirsek, burada iş iyice saçmalaşıyor ama güzel saçmalıyor.

sekiz iblis denen ekip var.

abi bu nasıl ekip?

biri taş gibi, biri zehir gibi, biri böcek gibi, biri gölge gibi, biri zaten insan anatomisine hakaret gibi. sanki biri oturmuş “normal ninja sıkıcı olur, her birine ayrı bir halk sağlığı problemi ekleyelim” demiş.

ve çalışıyor.

çünkü anime utanmıyor.

bugünkü bazı işler gibi “bu kötü karakterin içinde aslında yaralı bir çocuk var” diye ağlamıyor. kötü karakter geliyor, kötülüğünü yapıyor, tehlikesini gösteriyor. sen de “bununla konuşulmaz” diyorsun.

zaten bazı tiplerle konuşulmaz.

uzak durulur.

olmuyorsa jubei çağrılır.

ninja scroll’un şiddeti de öyle süslü püslü değil. kılıç girince sonuç alınıyor. zehir varsa zehir işliyor. pusu varsa biri gerçekten düşüyor. yani dövüşler sadece “bak ne güzel animasyon” diye yok. bu dünyanın ne kadar güvenilmez olduğunu hissettiriyor.

bu evrende yanlış adama ters bakmak bile yan görev başlatır.

yan görev de genelde cenazeyle biter.

ama işin komik tarafı şu: herkes o kadar ciddi ki olan biten bazen istemsiz komik oluyor. adamlar öyle ucube yeteneklerle geliyor ki bir yerden sonra “tamam bundan kötüsü çıkmaz” diyorsun. çıkıyor. anime sanki “dur daha elimde var” diye cebinden yeni manyak çıkarıyor.

feodal japonya değil, cehennemin yetenek yarışması.

jubei de bütün bu saçmalığın içinde sakin kalmaya çalışan adam.

tabii sakin dediğim, adam keserken bile fazla telaş yapmayan türden sakinlik.

bu da hoşuma gidiyor. çünkü jubei’nin kahramanlığı parlak değil. daha çok mecburiyet gibi. dünya pis, insanlar güvenilmez, klanlar çamur, ama yine de bazı anlarda birinin doğru şeyi yapması gerekiyor.

jubei de bunu uzun uzun açıklamadan yapıyor.

bence karakteri iyi yapan şey bu.

bazı karakterler kendi felsefesini anlatınca küçülür. jubei anlatmıyor. kılıcı anlatıyor. o da yeterince net konuşuyor.

ninja scroll’u sevdiren taraf da bu zaten.

anime seni rahat ettirmeye çalışmıyor. herkes güvende, herkes gelişecek, herkes travmasıyla yüzleşecek, dünya biraz daha iyi olacak falan yok. dünya kötü. bazı insanlar daha kötü. bazı insanlar o kötülerin arasından geçmeye çalışıyor.

hepsi bu.

ama bu basitlik iyi çalışıyor.

çünkü atmosfer var. kir var. tehlike var. karakterlerin üstünde yaşanmışlık var. kagero’nun sessiz ağırlığı var. jubei’nin yorgun karizması var. kötülerin absürt ama tehditkar hali var.

yani anime eski kafalı.

ama iyi anlamda eski kafalı.

sana sürekli ne hissetmen gerektiğini söylemiyor. önüne sahneyi koyuyor. bazen kesiyor, bazen zehirliyor, bazen ihaneti basıyor, bazen de iki karakterin arasına sessizlik koyup yürüyüp gidiyor.

ninja scroll biraz böyle bir iş.

mahallede biri anlatsa inanmazsın.

“abi bir adam vardı, yolda gidiyordu, sonra bir sürü ucube ninja çıktı, kadın zehirliydi, herkes birbirini satıyordu, adam da hepsini kese kese ilerledi.”

dersin ki abartma.

sonra izlersin.

adam az bile anlatmış dersin.

özetle ninja scroll; temiz kahraman, güvenli dünya, açıklanmış kötü, steril aksiyon arayanlara göre değil.

bu anime yol kenarında duran karanlık bir han gibi.

içeri giriyorsun.

kimseye güvenmiyorsun.

bir köşede jubei oturuyor.

ve tuhaf biçimde en güvenilir kişi o görünüyor.

bu bile ortamın ne kadar boktan olduğunu anlatmaya yeter.
2 1
ayı kullanıcısının profil fotografı