görsel


talat paşa’yı anlamak için önce bugünün klimalı odasından çıkmak lazım.

çünkü 1915’i bugünün huzurlu masa başı ahlakıyla okuyunca herkes çok temiz karar veriyor.

harita önünde çay var.

cephe yok.

rus ordusu yok.

dağılmış balkanlar yok.

milyonlarca muhacirin travması yok.

imparatorluğun her tarafından kopan et parçaları yok.

devletin gözünün önünde yavaş yavaş parçalanması yok.

sonra biri çıkıp diyor ki:

“talat paşa neden sert davrandı?”

çünkü adam çiçek festivali yönetmiyordu.

çöken imparatorluğun içişleri bakanıydı.

bu fark önemli.

talat paşa’yı sevenlerin de sevmeyenlerin de kabul etmesi gereken şey şu: adam romantik bir figür değil. kılıç sallayan kahraman değil. meydanda şiir okuyan lider değil. devletin arka odasında oturan, telgrafla imparatorluk yöneten, haritaya baktığında insan değil risk gören sert bir siyasi akıl.

iyi mi?

tartışılır.

yumuşak mı?

asla.

gerekli miydi?

işte kavga burada başlıyor.

ermeniler meselesinde talat paşa’nın yaptığı şey, onun gözünden bakıldığında, cephe gerisindeki bir güvenlik problemini kökünden çözme hamlesiydi. osmanlı savaşın içindeydi. rusya doğudan bastırıyordu. ermeni komiteleri, isyanlar, silahlı örgütlenmeler, ruslarla temaslar, van gibi hadiseler devletin merkezinde “bu mesele artık lokal asayiş meselesi değil” algısı oluşturmuştu.

devlet korktu.

ama bu öyle kişisel bir korku değil.

yıkılmakta olan devletin refleksi.

bir devlet ölüm korkusuna kapıldığında, vicdanı genelde ilk önce dosyadan çıkarır.

talat paşa da o dosyanın başındaki adamdı.

burada mesele şu: talat paşa “masumiyet yarışması”na sokulacak biri değildir. talat paşa’nın savunulacak tarafı, kararlarının yumuşak olması değil; kararların alındığı zeminin normal olmamasıdır.

normal devlet yoktu.

normal savaş yoktu.

normal bürokrasi yoktu.

normal güvenlik tehdidi yoktu.

imparatorluk, kendi mezarının başında nöbet tutuyordu.

böyle bir yerde alınan kararlar da salon siyaseti gibi olmaz.

sert olur.

acımasız olur.

bazen insanı öğütür.

talat paşa’nın meselesi de budur.

o, imparatorluğu kurtarmak için merhameti askıya alan kuşağın en net yüzlerinden biridir.

bugünden bakınca bu ürkütücüdür.

ama o günün devlet aklıyla bakınca bunun adı “önlem”dir.

zaten tarih dediğin şey bazen bu iki kelime arasındaki cesetlerle doludur:

bir taraf “önlem” der.

diğer taraf “felaket” der.

talat paşa’nın yaptığı tehcir, osmanlı açısından cephe gerisini temizleme, isyan ihtimalini kırma, rus ilerleyişiyle içeride birleşebilecek bir unsuru dağıtma hamlesiydi.

bu hamlenin sonucu korkunç oldu.

bunu saklamak çocuk işi olur.

yollarda insanlar öldü.

aileler dağıldı.

mallar gitti.

şehirlerin hafızası boşaldı.

bir halkın tarihinde kapanmayan yara açıldı.

ama buradan otomatik olarak “talat paşa keyfinden yaptı” sonucu çıkarmak da ucuz okuma olur.

çünkü adamın zihninde mesele intikam değil, devletin bekasıydı.

problem şu:

devlet bekası, insan hayatının üstüne çıktığında ortaya çıkan şey artık siyaset değil, kıyma makinesidir.

talat paşa o makinenin başındaydı.

ve o makineyi durdurmadı.

hatta çalıştırdı.

savunanlar için bu, imparatorluğu kurtarmak adına yapılmış zorunlu hamledir.

karşı çıkanlar için büyük suçtur.

benim baktığım yer şurası:

talat paşa yumuşak bir adam olsaydı zaten o dönemin merkezine çıkamazdı.

o dönem yumuşak adam öğütüyordu.

ittihatçı kadro, imparatorluğu dağılırken izleyen romantikler değildi. bunlar kaybedilmiş toprakların, sürülmüş müslümanların, balkan faciasının, büyük devletlerin oyunlarının içinden gelmiş sert adamlardı. dünyayı medeni hukuk semineri gibi değil, kurt kapanı gibi okuyorlardı.

talat paşa da o kapanın içinden çıkmıştı.

bu yüzden kararları da o ruhu taşıdı.

şüphe varsa dağıt.

risk varsa sür.

merkez zayıflıyorsa sık.

devlet parçalanıyorsa sertleş.

bu akıl bazen devleti ayakta tutar.

bazen devleti ayakta tutarken insanlığı ezer.

talat paşa’nın adı bu yüzden hâlâ kavgalı.

çünkü bir taraf onda devletini kurtarmaya çalışan sert bir lider görüyor.

diğer taraf onda halkını yok oluşa süren bir karar mekanizması görüyor.

ikisi de neden bu kadar öfkeli, bunu anlamak zor değil.

ama şunu kabul edelim:

talat paşa pamuk adam değildi.

devlet romantizmi yapmadı.

“herkesi mutlu edelim” diye masaya oturmadı.

imparatorluğun parçalandığı bir çağda, düşman gördüğü unsuru dağıtmayı seçti.

sertti.

soğuktu.

acımasızdı.

ve kendi bakış açısından bakarsan, yapılması gerekeni yaptığını düşündü.

zaten tehlikeli olan da bu.

tarihte en büyük kararları çoğu zaman “kötülük yapıyorum” diyen adamlar almaz.

“başka seçenek yok” diyen adamlar alır.

talat paşa da o cümlenin adamıdır.

“başka seçenek yok.”

bu cümle bazen devleti kurtarır.

bazen mezarlık açar.

1915’te olan tam olarak bu tartışmanın ortasında durur.

talat paşa’yı benim gözümde ilginç yapan şey kahramanlığı değil.

soğukluğu.

adam, imparatorluğun can havliyle verdiği en ağır kararlardan birinin yüzüdür. onu sevenler bu yüzü “devlet aklı” diye okur. onu lanetleyenler “felaketin mührü” diye okur.

belki de talat paşa’yı anlamak için iki cümleyi aynı anda taşıyabilmek gerekir:

evet, osmanlı gerçekten ölüm kalım dönemindeydi.

evet, alınan kararların altında çok insan ezildi.

bunu taşıyamayan ya hamaset yazar ya propaganda.

talat paşa ise hamasetten daha karanlık bir figürdür.

o, çöken bir devletin “ya ben ya onlar” noktasına geldiğinde neye dönüşebileceğini gösterir.

ve bazen tarih dediğin şey, haklılıkla felaketin aynı telgrafta buluşmasıdır.

talat paşa o telgrafın başındaki adamdır.
2 1
ayı kullanıcısının profil fotografı