warhammer 40k tarihini anlamak için önce şu masalı çöpe atmak lazım:
“galaksi eskiden güzel bir yerdi.”
hayır.
warhammer galaksisi hiçbir zaman güzel değildi.
sadece bazı dönemlerde felaket daha iyi giyiniyordu.
en başta old ones vardı.
galaksinin yaşlı mühendisleri gibi düşün. biyolojiyle oynayan, türler yaratan, yıldızlar arası yollar kuran, warp’ı bugünkü kanalizasyon haliyle değil daha kullanılabilir bir alan gibi kullanan kadim varlıklar.
bunlar galaksinin ilk büyük “biz sistemi kurduk” tayfası.
ama her sistemin bir de bodrum katı olur.
oradan necrontyr çıktı.
necrontyr dediğin ırk, evrenin kendisine küsmüş hali. kısa ömürlüler, hastalıklılar, yıldızlarının altında çürüyen, ölümle fazla erken tanışan bir tür. old ones’a bakıyorlar: uzun ömür, güç, teknoloji, rahatlık.
haliyle kıskanıyorlar.
ama bu kıskançlık “keşke biz de iyi olsak” seviyesinde kalmıyor.
“bunları galaksiden silelim” seviyesine çıkıyor.
işte war in heaven böyle başlıyor.
galaksinin ilk büyük kavgası.
ama bu öyle iki imparatorluğun sınır savaşı değil. bu, gerçekliğin sigortasını attıran kavga. old ones bir tarafta, necrontyr diğer tarafta. sonra necrontyr gidip c’tan denen yıldız yiyen tanrıcıklarla iş tutuyor.
burada ilk warhammer dersi gelir:
galakside sana ölümsüzlük vadeden parlak varlığa güvenme.
genelde seni ürün yapar.
c’tan da bunu yapıyor.
necrontyr’e metal bedenler veriliyor. ölümden kaçalım derken ruhlarını mezara koyup teneke imparatorluğa dönüşüyorlar.
necron doğuyor.
ölüm korkusuyla başlayan halk, ölümden beter bir şeye dönüşüyor.
çok warhammer hareketi.
çözüm diye gelen şey, lanetin daha pahalı versiyonu.
necronlar güçleniyor. old ones çöküyor. warp bozuluyor. galaksinin metafizik zemini kirleniyor. savaş bitiyor ama galaksi düzelmiyor. çünkü warhammer’da büyük savaşlar bitmez; sadece sonraki felaket için altyapı bırakır.
old ones gider.
necronlar uykuya yatar.
c’tan parçalanır.
ama enkaz kalır.
ve bu enkazın üstünde yeni türler yükselir.
aeldari, yani eldar, bu eski çağların mirasçılarından biri. zarifler, güçlüler, psişikler, sanatları var, teknolojileri var, kibirleri zaten ayrı bir devlet kuracak seviyede.
eldar galaksinin tepelerinde dolaşırken insanlık daha taşla sopa arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışıyor.
yani insanlık sahneye geç çıkıyor.
ama geç çıkınca da boş durmuyor.
insanlık yükseliyor.
önce terra.
sonra yıldızlar.
sonra teknoloji.
sonra yapay zekâ.
sonra “biz artık evreni çözdük” özgüveni.
bu dönem dark age of technology.
adı karanlık ama insanlık için aslında altın çağ gibi. insanlık yıldızlara yayılıyor. teknoloji uçmuş. yapay zekâ var. stc denen sistemlerle koloniler kendi üretimini yapıyor. insanlık galakside ciddi oyuncu haline geliyor.
yani bir ara insanlık gerçekten kazanıyor gibi.
ama warhammer evreninde “kazandık” dediğin an, senaryonun arka odasında biri gülmeye başlar.
men of ıron meselesi patlıyor.
yapay zekâ isyanı.
insanlık kendi yaptığı makinelerle kavga ediyor.
burada ikinci warhammer dersi gelir:
insanlık ne zaman “bu sefer kontrol bizde” dese, birazdan kontrol paneli yanar.
makine isyanları insanlığı kırıyor.
sonra warp fırtınaları başlıyor.
koloniler birbirinden kopuyor.
iletişim gidiyor.
seyahat gidiyor.
merkez gidiyor.
medeniyet dediğin şey, kablosu çekilmiş sunucu gibi kalıyor.
işte age of strife.
insanlığın büyük karanlık çağı.
her koloni kendi başına kalıyor.
bazısı mutantlaşıyor.
bazısı teknobarbar oluyor.
bazısı psyker felaketleriyle yanıyor.
bazısı xeno’ya yem oluyor.
bazısı kendi kendini yiyor.
terra bile çöplüğe dönüyor.
düşün.
insanlığın ana gezegeni.
bugünün kutsal merkezi.
o dönem bildiğin radyasyonlu, savaş ağalarının, teknobarbarların, genetik ucubelerin, açlığın ve çürümenin gezdiği bir mezbaha.
sonra sahneye o adam çıkıyor.
the emperor of mankind.
imparator.
altın zırhlı cevap.
ya da altın zırhlı problem.
nereden geldiği ayrı muamma. insanlığın eski çağlarından beri arka planda olduğu söylenir. ama önemli olan şu: insanlık yerde sürünürken, bu adam “yeter” diyor.
önce terra’yı topluyor.
unification wars.
yani dünya barışı değil.
dünya dayağı.
teknobarbarlar, savaş ağaları, genetik manyaklar, bölünmüş krallıklar… hepsi tek tek eziliyor. imparator insanlığı birleştiriyor ama bunu kardeşlik pikniğiyle yapmıyor.
altın zırh.
ordu.
genetik asker.
irade.
ve çok büyük bir “ben bilirim” özgüveni.
thunder warriors var önce.
imparator’un erken dönem savaş makineleri.
işleri bitince fazla problemli kalıyorlar.
sonra sahneden temizleniyorlar.
warhammer’da emekli olmak bazen “arşivden silinmek” demektir.
sonra custodes var.
imparator’un altın korumaları.
bunlar asker değil, yürüyen sanat eseri gibi tasarlanmış ölüm makineleri. space marine’e bakıp “abi büyükmüş” diyorsun, custodes görünce space marine bir anda stajyer güvenlik gibi kalıyor.
ama asıl büyük proje primarch’lar.
imparator yirmi tane yarı tanrı oğul yaratıyor.
her biri farklı bir savaş, yönetim, strateji, öfke, güzellik, inanç, hız, kuşatma, gizlilik, bilim, vahşet parçası.
yani çocuk değil.
galaktik araç seti.
ama chaos boş durmuyor.
primarch’lar daha yetişmeden warp’a saçılıyor.
imparator’un aile planlaması daha başlangıçta cehennemin kargo firmasına düşüyor.
primarch’lar farklı dünyalara savruluyor.
biri vahşi gezegende büyüyor.
biri aristokrat cehenneminde.
biri gladyatör çukurunda.
biri zehirli batakta.
biri dini fanatizmin içinde.
biri gangster cehenneminde.
biri kurtların arasında.
biri kendi kendine “ben mükemmelim” diyerek.
her biri kendi travmasıyla büyüyor.
sonra imparator büyük haçlı seferi’ni başlatıyor.
great crusade.
insanlığı galakside tekrar birleştirme projesi.
kulağa güzel geliyor.
ama warhammer’da güzel cümlelerin altında genelde yanmış gezegen vardır.
great crusade şu demek:
insan kolonisi buldun.
imparator’a katılıyor musun?
evet.
güzel.
hayır.
o zaman evet demeyi öğreniyorsun.
space marine legions sahneye çıkıyor.
ultramarines düzen kuruyor.
dark angels sır taşıyor.
blood angels güzelliğin içine vahşet saklıyor.
ıron warriors duvar kırıyor.
ımperial fists duvar oluyor.
world eaters öfkeyi meslek yapıyor.
night lords “suçla mücadele” adı altında kabus turizmi işletiyor.
thousand sons bilgiyle fazla yakınlaşıyor.
word bearers inanç arıyor.
sons of horus merkezde parlıyor.
alpha legion ise ne yaptığı belli olmayan sis bombası olarak dolaşıyor.
imparator oğullarını tek tek buluyor.
her primarch kendi legion’unu alıyor.
büyük fetih hızlanıyor.
insanlık tekrar yıldızlara yayılıyor.
ve burada dışarıdan bakınca işler iyi gidiyor gibi.
ama içeride çatlak var.
çünkü imparator büyük resmi görüyor ama insan ruhunu bazen excel satırı sanıyor.
lorgar inanmak istiyor.
imparator dine savaş açmış.
magnus bilgi istiyor.
warp ağzını açmış bekliyor.
angron kırılmış.
kimse onu tamir etmiyor.
perturabo takdir istiyor.
ona duvar ve kürek veriliyor.
konrad curze adalet istiyor.
elinde işkenceyle geziyor.
fulgrim mükemmellik istiyor.
mükemmellik kapısının arkasında slaanesh makyaj tazeliyor.
horus ise en parlak oğul.
warmaster oluyor.
imparator geri çekiliyor.
terra’ya dönüyor.
webway projesine gömülüyor.
oğullar galakside kalıyor.
ve baba evden çıkınca çocuklar evi yakıyor.
horus heresy burada başlıyor.
warhammer tarihinin en büyük aile faciası.
chaos horus’a giriyor.
horus düşüyor.
ama bu sadece horus’un “kötü oldum” hikayesi değil.
bu, imparator’un kurduğu sistemin içindeki bütün çatlakların aynı anda patlaması.
kırgın oğullar.
kibirli oğullar.
kullanılmış oğullar.
inanmak isteyenler.
takdir isteyenler.
öfkesi alınmamışlar.
travması işlenmemişler.
chaos bunların hepsini tek tek kapı yapıyor.
sonra içeri giriyor.
istvaan.
ihanet.
dropsite massacre.
kardeş kardeşi biçiyor.
space marine, space marine öldürüyor.
imparator’un insanlığı kurtarmak için yaptığı en büyük silah, insanlığın boğazına dayanıyor.
bu kadar warhammer bir şey zor bulunur.
horus heresy galaksiyi ikiye bölüyor.
sadıklar ve hainler.
ama burada bile mesele temiz değil.
sadık tarafta da manyak var.
hain tarafta da trajedi var.
world eaters zaten öfke içinde.
death guard çürüyor.
thousand sons “yanlış yaptık ama aslında haklıydık” bataklığına düşüyor.
word bearers, chaos’un misyoner departmanı oluyor.
night lords zaten kimse yokken bile rahatsız ediciydi.
emperor’s children güzellikten sadizme kayıyor.
ıron warriors alınmamış takdirin kuşatma topuna dönüşmüş hali.
sons of horus ise merkezin çöküşü.
sonra savaş terra’ya geliyor.
siege of terra.
galaksinin kalbi kuşatılıyor.
imparator’un sarayı cehennemin giriş kapısına dönüyor.
dorn savunuyor.
sanguinius ölüme yürürken bile efsane gibi duruyor.
horus babasına doğru geliyor.
son hesaplaşma.
imparator, horus, sanguinius.
burada warhammer trajedisi en ağır halini alır.
sanguinius ölür.
horus yok edilir.
imparator kazanır gibi olur.
ama kazandığı şey nedir?
ölümden beter bir hayatta kalma.
altın taht’a bağlanır.
ne tam ölü.
ne tam diri.
insanlığın deniz feneri olur.
ama deniz fenerinin yakıtı insan ruhudur.
her gün psyker kurban edilir.
imparator ışık vermeye devam eder.
insanlık yol bulur.
ama o yol mezarlığın içinden geçer.
sonra 10.000 yıl geçer.
imparator’un istediği insanlık doğmaz.
tam tersi olur.
dini yok etmek isteyen adam, insanlığın en büyük tanrısına dönüşür.
akıl kurmak isteyen adamın imparatorluğu dogma, korku, cehalet, bürokrasi, infaz ve dua üstünde yürür.
bilim yerini ritüele bırakır.
teknoloji tamir edilmez, kutsanır.
makineye bakım yapılmaz, ilahi okunur.
imparator’un seküler rüyası, altın varaklı kabusa dönüşür.
ımperium of man budur.
insanlığın son kalesi.
aynı zamanda insanlığın en büyük hapishanesi.
bir gezegende isyan mı var?
bastır.
chaos şüphesi mi var?
yak.
xeno teması mı var?
temizle.
mutasyon mu var?
öldür.
soru mu var?
ınquisition gelsin.
ımperium insanlığı korur.
ama insanı sevmez.
çünkü 40k’da insanlık tür olarak önemlidir.
birey olarak harcanabilir mühimmattır.
astra militarum gelir.
milyarlarca asker.
lasgun elinde.
karşısında ork, tyranid, daemon, necron.
yani adama el feneri verip kasırgaya yolluyorsun.
commissar arkasında.
düşmana dönersen ölürsün.
geri dönersen yine ölürsün.
ama aradaki fark şu:
düşmana dönersen belki işe yararsın.
space marine chapters var.
legionlar parçalanmış.
codex astartes gelmiş.
guilliman “bir daha böyle aile faciası yaşanmasın” diye sistemi bölmüş.
haklı mı?
evet.
her şeyi çözmüş mü?
hayır.
çünkü warhammer’da reform bile kanamayı durdurmaz.
sadece bandajın rengini değiştirir.
chaos tarafı eye of terror’da bekler.
hain legionlar çürür, mutasyona uğrar, savaşmaya devam eder.
abaddon çıkar.
horus’un başarısızlığının gölgesinden çıkıp kendi savaşını kurar.
black crusade’ler gelir.
ımperium’un kapısını tekrar tekrar tekmeler.
chaos’un olayı zaten budur.
kapıdan giremezse rüyadan girer.
rüyadan giremezse inançtan girer.
inançtan giremezse öfkeden girer.
insanın içinde hangi çatlak varsa oradan sızar.
orklar zaten ayrı.
bunlar galaksinin kavga eden bağırsak sesi.
savaşmak için sebebe ihtiyaç duymazlar.
savaş zaten sebeptir.
ork için evren basittir:
bir şey var.
vur.
yetmedi mi?
daha büyük vur.
teknolojileri bile inançla çalışıyor gibi.
kırmızı daha hızlı gider.
çünkü ork öyle düşünüyor.
bazen galaksinin en korkunç gerçekliği şudur: orklar eğleniyor.
herkes acı çekerken bu yeşil belalar keyif alıyor.
tyranidler gelir.
dış galaksiden.
bunlarda ideoloji yok.
konuşma yok.
pazarlık yok.
travma yok.
seni sevmiyorlar.
senden nefret de etmiyorlar.
sen kalorisin.
tyranid, 40k’nın en dürüst felaketidir.
eldar hâlâ ortada.
bir zamanların galaksi elitleri şimdi kırılmış asilzade gibi dolaşıyor.
craftworld eldar hayatta kalmaya çalışıyor.
drukhari ise “biz düşüşten ders aldık” demek yerine acıyı ekonomik modele çevirmiş.
commorragh bildiğin sadizmin serbest bölgesi.
eldar’ın düşüşü de ayrı bir ibret.
çok güç.
çok zevk.
çok kibir.
sonra slaanesh doğuyor.
bir medeniyet kendi günahından tanrı doğuruyor.
bu nasıl bir lüks çöküştür?
normal toplum çöker, enkaz kalır.
eldar çöktü, chaos tanrısı çıktı.
necronlar uyanıyor.
milyonlarca yıl mezarda yatmış metal aristokratlar.
galaksiye bakıyorlar.
“bizim tapuda kayıtlıydı” diyorlar.
necronların olayı bu.
ölümden kaçtılar.
ruhlarını kaybettiler.
şimdi mezar dünyalarından kalkıp ev sahipliği davası açar gibi galaksiye dönüyorlar.
tau çıkar.
genç ırk.
temiz zırh.
güler yüz.
greater good.
ilk bakışta 40k evreninde biraz umut gibi duruyorlar.
sonra bakıyorsun, bu da başka tür bir kontrol.
daha kibar.
daha kurumsal.
daha “sizin iyiliğiniz için sizi bize dahil ediyoruz” kafası.
tau, ımperium gibi gotik kabus değil.
ama broşür basılmış asimilasyon kokusu var.
yani 40k’da umut bile onboarding süreciyle geliyor.
sonra guilliman geri döner.
roboute guilliman.
imparator’un mavi renkli mantığı.
gözünü açar, ımperium’a bakar.
muhtemelen ilk içinden geçen şey:
“ben bu dosyayı böyle bırakmamıştım.”
adam 30k’daki imparatorluk rüyasının 40k’da neye döndüğünü görür.
dua.
cehalet.
kilise.
bürokrasi.
çürüme.
ama dışarıda chaos, tyranid, necron, ork, her şey bekliyor.
yani guilliman’ın seçeneği yok gibi.
bu enkazı tamir etmeye çalışır.
primaris marines gelir.
ındomitus crusade başlar.
ımperium nihilus meselesi çıkar.
great rift galaksiyi yırtar.
cadia düşer.
galaksi ikiye bölünür.
cadia düştü ama cadia’nın ruhu düşmedi diye propaganda yapılır.
çünkü ımperium’da gerçeklik yetmediği yerde slogan çalışır.
ama evren artık daha da kötü.
warp yarığı açılmış.
chaos daha yakın.
tyranidler daha büyük tehdit.
necronlar uyanıyor.
orklar her zamanki gibi mutlu.
eldar kendi trajedisini yönetmeye çalışıyor.
tau büyüyor.
insanlık ise hâlâ dua ediyor, savaşıyor, ölüyor, yakıyor, dayanıyor.
warhammer 40k’nın bugünkü hali budur.
bir zafer hikayesi değil.
bir hayatta kalma inadı.
insanlık iyi olduğu için yaşamıyor.
çok inatçı olduğu için yaşıyor.
ımperium doğru olduğu için ayakta değil.
dışarıdaki seçenekler daha korkunç olduğu için ayakta.
imparator tanrı olduğu için değil.
ışık hâlâ sönmediği için merkezde.
space marine’ler kahraman olduğu için değil.
normal insanın dayanamayacağı felaketlere karşı yapılmış zırhlı günahlar oldukları için önde.
astra militarum kutsal olduğu için değil.
sayıları bitmediği için cephede.
ınquisition akıllı olduğu için değil.
paranoyası bazen gerçekten hayat kurtardığı için korkutucu.
mechanicus teknolojiyi anladığı için değil.
anlamadığı şeyi dua ederek çalıştırdığı için trajikomik.
warhammer tarihi en baştan beri şunu anlatır:
galaksi hiçbir zaman masum değildi.
old ones sistemi kurdu.
necronlar ölümü yenmek isterken ruhlarını kaybetti.
eldar zevkten tanrı doğurdu.
insanlık teknolojiyle yükseldi, kendi makineleriyle kırıldı.
imparator insanlığı kurtarmak istedi, insanlık onu tanrı-cesede çevirdi.
horus kardeş savaşı başlattı, galaksinin belini kırdı.
ımperium hayatta kaldı, ama insanlığı insanlıktan çıkararak.
chaos kaybetmedi.
sadece sıradaki çatlağı bekledi.
xeno ırkları gitmedi.
her biri galaksinin başka bir kabusu olarak kaldı.
ve 41. milenyum dediğimiz şey, bütün bu eski hataların faiziyle birlikte tahsil edildiği çağdır.
bu evrende geçmiş geçmez.
mezarından kalkar.
zırh giyer.
tanrı olur.
daemon olur.
hive fleet olur.
tomb world olur.
black crusade olur.
sonra kapını çalar.
warhammer 40k tarihi, galaksinin “artık daha kötü olamaz” dedikçe daha yaratıcı biçimde kötüleşmesidir.
ve en komik tarafı şu:
herkes kendi açısından haklı gibi.
imparator insanlığı kurtarmaya çalıştı.
horus özgürleştiğini sandı.
eldar hayatta kalmaya çalışıyor.
necronlar eski mülkünü istiyor.
tau iyilik yaptığını söylüyor.
orklar sadece eğleniyor.
tyranidler yemek yiyor.
chaos ise zaten insanın içinden konuşuyor.
bu yüzden 40k’da temiz taraf aramak çocuk işidir.
burada mesele kimin iyi olduğu değil.
kimin felaketinin seni en son öldüreceğidir.
özetle warhammer tarihi şudur:
önce tanrılar hata yaptı.
sonra kadim ırklar hata yaptı.
sonra insanlık teknolojiyle hata yaptı.
sonra imparator vizyonla hata yaptı.
sonra oğulları gururla hata yaptı.
sonra ımperium korkuyla hata yaptı.
ve şimdi bütün galaksi, herkesin hatasının faturasını kanla ödüyor.
41. milenyumda barış yoktur.
sadece savaş vardır.
ama asıl mesele savaşın olması değil.
asıl mesele şu:
bu savaş o kadar eski hatalardan doğmuştur ki artık kimse tam olarak neyi kurtardığını bile bilmez.
insanlık sadece karanlığa karşı durur.
neden?
çünkü arkasında ışık olduğu için değil.
arkasında mezar olduğu için.
“galaksi eskiden güzel bir yerdi.”
hayır.
warhammer galaksisi hiçbir zaman güzel değildi.
sadece bazı dönemlerde felaket daha iyi giyiniyordu.
en başta old ones vardı.
galaksinin yaşlı mühendisleri gibi düşün. biyolojiyle oynayan, türler yaratan, yıldızlar arası yollar kuran, warp’ı bugünkü kanalizasyon haliyle değil daha kullanılabilir bir alan gibi kullanan kadim varlıklar.
bunlar galaksinin ilk büyük “biz sistemi kurduk” tayfası.
ama her sistemin bir de bodrum katı olur.
oradan necrontyr çıktı.
necrontyr dediğin ırk, evrenin kendisine küsmüş hali. kısa ömürlüler, hastalıklılar, yıldızlarının altında çürüyen, ölümle fazla erken tanışan bir tür. old ones’a bakıyorlar: uzun ömür, güç, teknoloji, rahatlık.
haliyle kıskanıyorlar.
ama bu kıskançlık “keşke biz de iyi olsak” seviyesinde kalmıyor.
“bunları galaksiden silelim” seviyesine çıkıyor.
işte war in heaven böyle başlıyor.
galaksinin ilk büyük kavgası.
ama bu öyle iki imparatorluğun sınır savaşı değil. bu, gerçekliğin sigortasını attıran kavga. old ones bir tarafta, necrontyr diğer tarafta. sonra necrontyr gidip c’tan denen yıldız yiyen tanrıcıklarla iş tutuyor.
burada ilk warhammer dersi gelir:
galakside sana ölümsüzlük vadeden parlak varlığa güvenme.
genelde seni ürün yapar.
c’tan da bunu yapıyor.
necrontyr’e metal bedenler veriliyor. ölümden kaçalım derken ruhlarını mezara koyup teneke imparatorluğa dönüşüyorlar.
necron doğuyor.
ölüm korkusuyla başlayan halk, ölümden beter bir şeye dönüşüyor.
çok warhammer hareketi.
çözüm diye gelen şey, lanetin daha pahalı versiyonu.
necronlar güçleniyor. old ones çöküyor. warp bozuluyor. galaksinin metafizik zemini kirleniyor. savaş bitiyor ama galaksi düzelmiyor. çünkü warhammer’da büyük savaşlar bitmez; sadece sonraki felaket için altyapı bırakır.
old ones gider.
necronlar uykuya yatar.
c’tan parçalanır.
ama enkaz kalır.
ve bu enkazın üstünde yeni türler yükselir.
aeldari, yani eldar, bu eski çağların mirasçılarından biri. zarifler, güçlüler, psişikler, sanatları var, teknolojileri var, kibirleri zaten ayrı bir devlet kuracak seviyede.
eldar galaksinin tepelerinde dolaşırken insanlık daha taşla sopa arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışıyor.
yani insanlık sahneye geç çıkıyor.
ama geç çıkınca da boş durmuyor.
insanlık yükseliyor.
önce terra.
sonra yıldızlar.
sonra teknoloji.
sonra yapay zekâ.
sonra “biz artık evreni çözdük” özgüveni.
bu dönem dark age of technology.
adı karanlık ama insanlık için aslında altın çağ gibi. insanlık yıldızlara yayılıyor. teknoloji uçmuş. yapay zekâ var. stc denen sistemlerle koloniler kendi üretimini yapıyor. insanlık galakside ciddi oyuncu haline geliyor.
yani bir ara insanlık gerçekten kazanıyor gibi.
ama warhammer evreninde “kazandık” dediğin an, senaryonun arka odasında biri gülmeye başlar.
men of ıron meselesi patlıyor.
yapay zekâ isyanı.
insanlık kendi yaptığı makinelerle kavga ediyor.
burada ikinci warhammer dersi gelir:
insanlık ne zaman “bu sefer kontrol bizde” dese, birazdan kontrol paneli yanar.
makine isyanları insanlığı kırıyor.
sonra warp fırtınaları başlıyor.
koloniler birbirinden kopuyor.
iletişim gidiyor.
seyahat gidiyor.
merkez gidiyor.
medeniyet dediğin şey, kablosu çekilmiş sunucu gibi kalıyor.
işte age of strife.
insanlığın büyük karanlık çağı.
her koloni kendi başına kalıyor.
bazısı mutantlaşıyor.
bazısı teknobarbar oluyor.
bazısı psyker felaketleriyle yanıyor.
bazısı xeno’ya yem oluyor.
bazısı kendi kendini yiyor.
terra bile çöplüğe dönüyor.
düşün.
insanlığın ana gezegeni.
bugünün kutsal merkezi.
o dönem bildiğin radyasyonlu, savaş ağalarının, teknobarbarların, genetik ucubelerin, açlığın ve çürümenin gezdiği bir mezbaha.
sonra sahneye o adam çıkıyor.
the emperor of mankind.
imparator.
altın zırhlı cevap.
ya da altın zırhlı problem.
nereden geldiği ayrı muamma. insanlığın eski çağlarından beri arka planda olduğu söylenir. ama önemli olan şu: insanlık yerde sürünürken, bu adam “yeter” diyor.
önce terra’yı topluyor.
unification wars.
yani dünya barışı değil.
dünya dayağı.
teknobarbarlar, savaş ağaları, genetik manyaklar, bölünmüş krallıklar… hepsi tek tek eziliyor. imparator insanlığı birleştiriyor ama bunu kardeşlik pikniğiyle yapmıyor.
altın zırh.
ordu.
genetik asker.
irade.
ve çok büyük bir “ben bilirim” özgüveni.
thunder warriors var önce.
imparator’un erken dönem savaş makineleri.
işleri bitince fazla problemli kalıyorlar.
sonra sahneden temizleniyorlar.
warhammer’da emekli olmak bazen “arşivden silinmek” demektir.
sonra custodes var.
imparator’un altın korumaları.
bunlar asker değil, yürüyen sanat eseri gibi tasarlanmış ölüm makineleri. space marine’e bakıp “abi büyükmüş” diyorsun, custodes görünce space marine bir anda stajyer güvenlik gibi kalıyor.
ama asıl büyük proje primarch’lar.
imparator yirmi tane yarı tanrı oğul yaratıyor.
her biri farklı bir savaş, yönetim, strateji, öfke, güzellik, inanç, hız, kuşatma, gizlilik, bilim, vahşet parçası.
yani çocuk değil.
galaktik araç seti.
ama chaos boş durmuyor.
primarch’lar daha yetişmeden warp’a saçılıyor.
imparator’un aile planlaması daha başlangıçta cehennemin kargo firmasına düşüyor.
primarch’lar farklı dünyalara savruluyor.
biri vahşi gezegende büyüyor.
biri aristokrat cehenneminde.
biri gladyatör çukurunda.
biri zehirli batakta.
biri dini fanatizmin içinde.
biri gangster cehenneminde.
biri kurtların arasında.
biri kendi kendine “ben mükemmelim” diyerek.
her biri kendi travmasıyla büyüyor.
sonra imparator büyük haçlı seferi’ni başlatıyor.
great crusade.
insanlığı galakside tekrar birleştirme projesi.
kulağa güzel geliyor.
ama warhammer’da güzel cümlelerin altında genelde yanmış gezegen vardır.
great crusade şu demek:
insan kolonisi buldun.
imparator’a katılıyor musun?
evet.
güzel.
hayır.
o zaman evet demeyi öğreniyorsun.
space marine legions sahneye çıkıyor.
ultramarines düzen kuruyor.
dark angels sır taşıyor.
blood angels güzelliğin içine vahşet saklıyor.
ıron warriors duvar kırıyor.
ımperial fists duvar oluyor.
world eaters öfkeyi meslek yapıyor.
night lords “suçla mücadele” adı altında kabus turizmi işletiyor.
thousand sons bilgiyle fazla yakınlaşıyor.
word bearers inanç arıyor.
sons of horus merkezde parlıyor.
alpha legion ise ne yaptığı belli olmayan sis bombası olarak dolaşıyor.
imparator oğullarını tek tek buluyor.
her primarch kendi legion’unu alıyor.
büyük fetih hızlanıyor.
insanlık tekrar yıldızlara yayılıyor.
ve burada dışarıdan bakınca işler iyi gidiyor gibi.
ama içeride çatlak var.
çünkü imparator büyük resmi görüyor ama insan ruhunu bazen excel satırı sanıyor.
lorgar inanmak istiyor.
imparator dine savaş açmış.
magnus bilgi istiyor.
warp ağzını açmış bekliyor.
angron kırılmış.
kimse onu tamir etmiyor.
perturabo takdir istiyor.
ona duvar ve kürek veriliyor.
konrad curze adalet istiyor.
elinde işkenceyle geziyor.
fulgrim mükemmellik istiyor.
mükemmellik kapısının arkasında slaanesh makyaj tazeliyor.
horus ise en parlak oğul.
warmaster oluyor.
imparator geri çekiliyor.
terra’ya dönüyor.
webway projesine gömülüyor.
oğullar galakside kalıyor.
ve baba evden çıkınca çocuklar evi yakıyor.
horus heresy burada başlıyor.
warhammer tarihinin en büyük aile faciası.
chaos horus’a giriyor.
horus düşüyor.
ama bu sadece horus’un “kötü oldum” hikayesi değil.
bu, imparator’un kurduğu sistemin içindeki bütün çatlakların aynı anda patlaması.
kırgın oğullar.
kibirli oğullar.
kullanılmış oğullar.
inanmak isteyenler.
takdir isteyenler.
öfkesi alınmamışlar.
travması işlenmemişler.
chaos bunların hepsini tek tek kapı yapıyor.
sonra içeri giriyor.
istvaan.
ihanet.
dropsite massacre.
kardeş kardeşi biçiyor.
space marine, space marine öldürüyor.
imparator’un insanlığı kurtarmak için yaptığı en büyük silah, insanlığın boğazına dayanıyor.
bu kadar warhammer bir şey zor bulunur.
horus heresy galaksiyi ikiye bölüyor.
sadıklar ve hainler.
ama burada bile mesele temiz değil.
sadık tarafta da manyak var.
hain tarafta da trajedi var.
world eaters zaten öfke içinde.
death guard çürüyor.
thousand sons “yanlış yaptık ama aslında haklıydık” bataklığına düşüyor.
word bearers, chaos’un misyoner departmanı oluyor.
night lords zaten kimse yokken bile rahatsız ediciydi.
emperor’s children güzellikten sadizme kayıyor.
ıron warriors alınmamış takdirin kuşatma topuna dönüşmüş hali.
sons of horus ise merkezin çöküşü.
sonra savaş terra’ya geliyor.
siege of terra.
galaksinin kalbi kuşatılıyor.
imparator’un sarayı cehennemin giriş kapısına dönüyor.
dorn savunuyor.
sanguinius ölüme yürürken bile efsane gibi duruyor.
horus babasına doğru geliyor.
son hesaplaşma.
imparator, horus, sanguinius.
burada warhammer trajedisi en ağır halini alır.
sanguinius ölür.
horus yok edilir.
imparator kazanır gibi olur.
ama kazandığı şey nedir?
ölümden beter bir hayatta kalma.
altın taht’a bağlanır.
ne tam ölü.
ne tam diri.
insanlığın deniz feneri olur.
ama deniz fenerinin yakıtı insan ruhudur.
her gün psyker kurban edilir.
imparator ışık vermeye devam eder.
insanlık yol bulur.
ama o yol mezarlığın içinden geçer.
sonra 10.000 yıl geçer.
imparator’un istediği insanlık doğmaz.
tam tersi olur.
dini yok etmek isteyen adam, insanlığın en büyük tanrısına dönüşür.
akıl kurmak isteyen adamın imparatorluğu dogma, korku, cehalet, bürokrasi, infaz ve dua üstünde yürür.
bilim yerini ritüele bırakır.
teknoloji tamir edilmez, kutsanır.
makineye bakım yapılmaz, ilahi okunur.
imparator’un seküler rüyası, altın varaklı kabusa dönüşür.
ımperium of man budur.
insanlığın son kalesi.
aynı zamanda insanlığın en büyük hapishanesi.
bir gezegende isyan mı var?
bastır.
chaos şüphesi mi var?
yak.
xeno teması mı var?
temizle.
mutasyon mu var?
öldür.
soru mu var?
ınquisition gelsin.
ımperium insanlığı korur.
ama insanı sevmez.
çünkü 40k’da insanlık tür olarak önemlidir.
birey olarak harcanabilir mühimmattır.
astra militarum gelir.
milyarlarca asker.
lasgun elinde.
karşısında ork, tyranid, daemon, necron.
yani adama el feneri verip kasırgaya yolluyorsun.
commissar arkasında.
düşmana dönersen ölürsün.
geri dönersen yine ölürsün.
ama aradaki fark şu:
düşmana dönersen belki işe yararsın.
space marine chapters var.
legionlar parçalanmış.
codex astartes gelmiş.
guilliman “bir daha böyle aile faciası yaşanmasın” diye sistemi bölmüş.
haklı mı?
evet.
her şeyi çözmüş mü?
hayır.
çünkü warhammer’da reform bile kanamayı durdurmaz.
sadece bandajın rengini değiştirir.
chaos tarafı eye of terror’da bekler.
hain legionlar çürür, mutasyona uğrar, savaşmaya devam eder.
abaddon çıkar.
horus’un başarısızlığının gölgesinden çıkıp kendi savaşını kurar.
black crusade’ler gelir.
ımperium’un kapısını tekrar tekrar tekmeler.
chaos’un olayı zaten budur.
kapıdan giremezse rüyadan girer.
rüyadan giremezse inançtan girer.
inançtan giremezse öfkeden girer.
insanın içinde hangi çatlak varsa oradan sızar.
orklar zaten ayrı.
bunlar galaksinin kavga eden bağırsak sesi.
savaşmak için sebebe ihtiyaç duymazlar.
savaş zaten sebeptir.
ork için evren basittir:
bir şey var.
vur.
yetmedi mi?
daha büyük vur.
teknolojileri bile inançla çalışıyor gibi.
kırmızı daha hızlı gider.
çünkü ork öyle düşünüyor.
bazen galaksinin en korkunç gerçekliği şudur: orklar eğleniyor.
herkes acı çekerken bu yeşil belalar keyif alıyor.
tyranidler gelir.
dış galaksiden.
bunlarda ideoloji yok.
konuşma yok.
pazarlık yok.
travma yok.
seni sevmiyorlar.
senden nefret de etmiyorlar.
sen kalorisin.
tyranid, 40k’nın en dürüst felaketidir.
eldar hâlâ ortada.
bir zamanların galaksi elitleri şimdi kırılmış asilzade gibi dolaşıyor.
craftworld eldar hayatta kalmaya çalışıyor.
drukhari ise “biz düşüşten ders aldık” demek yerine acıyı ekonomik modele çevirmiş.
commorragh bildiğin sadizmin serbest bölgesi.
eldar’ın düşüşü de ayrı bir ibret.
çok güç.
çok zevk.
çok kibir.
sonra slaanesh doğuyor.
bir medeniyet kendi günahından tanrı doğuruyor.
bu nasıl bir lüks çöküştür?
normal toplum çöker, enkaz kalır.
eldar çöktü, chaos tanrısı çıktı.
necronlar uyanıyor.
milyonlarca yıl mezarda yatmış metal aristokratlar.
galaksiye bakıyorlar.
“bizim tapuda kayıtlıydı” diyorlar.
necronların olayı bu.
ölümden kaçtılar.
ruhlarını kaybettiler.
şimdi mezar dünyalarından kalkıp ev sahipliği davası açar gibi galaksiye dönüyorlar.
tau çıkar.
genç ırk.
temiz zırh.
güler yüz.
greater good.
ilk bakışta 40k evreninde biraz umut gibi duruyorlar.
sonra bakıyorsun, bu da başka tür bir kontrol.
daha kibar.
daha kurumsal.
daha “sizin iyiliğiniz için sizi bize dahil ediyoruz” kafası.
tau, ımperium gibi gotik kabus değil.
ama broşür basılmış asimilasyon kokusu var.
yani 40k’da umut bile onboarding süreciyle geliyor.
sonra guilliman geri döner.
roboute guilliman.
imparator’un mavi renkli mantığı.
gözünü açar, ımperium’a bakar.
muhtemelen ilk içinden geçen şey:
“ben bu dosyayı böyle bırakmamıştım.”
adam 30k’daki imparatorluk rüyasının 40k’da neye döndüğünü görür.
dua.
cehalet.
kilise.
bürokrasi.
çürüme.
ama dışarıda chaos, tyranid, necron, ork, her şey bekliyor.
yani guilliman’ın seçeneği yok gibi.
bu enkazı tamir etmeye çalışır.
primaris marines gelir.
ındomitus crusade başlar.
ımperium nihilus meselesi çıkar.
great rift galaksiyi yırtar.
cadia düşer.
galaksi ikiye bölünür.
cadia düştü ama cadia’nın ruhu düşmedi diye propaganda yapılır.
çünkü ımperium’da gerçeklik yetmediği yerde slogan çalışır.
ama evren artık daha da kötü.
warp yarığı açılmış.
chaos daha yakın.
tyranidler daha büyük tehdit.
necronlar uyanıyor.
orklar her zamanki gibi mutlu.
eldar kendi trajedisini yönetmeye çalışıyor.
tau büyüyor.
insanlık ise hâlâ dua ediyor, savaşıyor, ölüyor, yakıyor, dayanıyor.
warhammer 40k’nın bugünkü hali budur.
bir zafer hikayesi değil.
bir hayatta kalma inadı.
insanlık iyi olduğu için yaşamıyor.
çok inatçı olduğu için yaşıyor.
ımperium doğru olduğu için ayakta değil.
dışarıdaki seçenekler daha korkunç olduğu için ayakta.
imparator tanrı olduğu için değil.
ışık hâlâ sönmediği için merkezde.
space marine’ler kahraman olduğu için değil.
normal insanın dayanamayacağı felaketlere karşı yapılmış zırhlı günahlar oldukları için önde.
astra militarum kutsal olduğu için değil.
sayıları bitmediği için cephede.
ınquisition akıllı olduğu için değil.
paranoyası bazen gerçekten hayat kurtardığı için korkutucu.
mechanicus teknolojiyi anladığı için değil.
anlamadığı şeyi dua ederek çalıştırdığı için trajikomik.
warhammer tarihi en baştan beri şunu anlatır:
galaksi hiçbir zaman masum değildi.
old ones sistemi kurdu.
necronlar ölümü yenmek isterken ruhlarını kaybetti.
eldar zevkten tanrı doğurdu.
insanlık teknolojiyle yükseldi, kendi makineleriyle kırıldı.
imparator insanlığı kurtarmak istedi, insanlık onu tanrı-cesede çevirdi.
horus kardeş savaşı başlattı, galaksinin belini kırdı.
ımperium hayatta kaldı, ama insanlığı insanlıktan çıkararak.
chaos kaybetmedi.
sadece sıradaki çatlağı bekledi.
xeno ırkları gitmedi.
her biri galaksinin başka bir kabusu olarak kaldı.
ve 41. milenyum dediğimiz şey, bütün bu eski hataların faiziyle birlikte tahsil edildiği çağdır.
bu evrende geçmiş geçmez.
mezarından kalkar.
zırh giyer.
tanrı olur.
daemon olur.
hive fleet olur.
tomb world olur.
black crusade olur.
sonra kapını çalar.
warhammer 40k tarihi, galaksinin “artık daha kötü olamaz” dedikçe daha yaratıcı biçimde kötüleşmesidir.
ve en komik tarafı şu:
herkes kendi açısından haklı gibi.
imparator insanlığı kurtarmaya çalıştı.
horus özgürleştiğini sandı.
eldar hayatta kalmaya çalışıyor.
necronlar eski mülkünü istiyor.
tau iyilik yaptığını söylüyor.
orklar sadece eğleniyor.
tyranidler yemek yiyor.
chaos ise zaten insanın içinden konuşuyor.
bu yüzden 40k’da temiz taraf aramak çocuk işidir.
burada mesele kimin iyi olduğu değil.
kimin felaketinin seni en son öldüreceğidir.
özetle warhammer tarihi şudur:
önce tanrılar hata yaptı.
sonra kadim ırklar hata yaptı.
sonra insanlık teknolojiyle hata yaptı.
sonra imparator vizyonla hata yaptı.
sonra oğulları gururla hata yaptı.
sonra ımperium korkuyla hata yaptı.
ve şimdi bütün galaksi, herkesin hatasının faturasını kanla ödüyor.
41. milenyumda barış yoktur.
sadece savaş vardır.
ama asıl mesele savaşın olması değil.
asıl mesele şu:
bu savaş o kadar eski hatalardan doğmuştur ki artık kimse tam olarak neyi kurtardığını bile bilmez.
insanlık sadece karanlığa karşı durur.
neden?
çünkü arkasında ışık olduğu için değil.
arkasında mezar olduğu için.