diablo 2, oyun dünyasının “ben bundan yirmi beş sene önce sistemi kurdum, siz hâlâ skin satıyorsunuz” diye köşede oturan eski mafya babasıdır.
bugün oyun diye önüne ne koyuyorlar?
battle pass.
günlük görev.
sezon bileti.
premium para.
renkli kostüm.
üç ay sonra sıfırlanan içerik.
haritanın ortasında sana el sallayan mağaza butonu.
diablo 2’de bunların hiçbiri yoktur.
adam sana bir sopa verir, kanlı ovanın ortasına bırakır ve “git bakalım ne kadar erkeksin” der.
ne uzun tutorial vardır ne de ekranı kaplayan sarı oklar. oyuna başlarsın, ilk mağaraya girersin, iki iskelet seni döver, potion biter, town portal almayı unutursun, cesedin mağaranın ortasında kalır. oyun daha ilk yarım saatte sana kim olduğunu anlatır.
sen seçilmiş kişi değilsin.
sen kahraman doğmadın.
sen daha stamina yönetemeyen bir köylüsün.
işte güzelliği burada başlar.
diablo 2 oyuncuya sürekli madalya takmaz. her sandık açışında ekrana konfeti fırlatmaz. sana başarı hissini bedava vermez. bir eşya düşer, yerde sarı yazıyı görürsün, kalbin hafif hızlanır. unique düşerse evde tek başına otururken bile ayağa kalkarsın.
çünkü loot değerlidir.
günümüz oyunlarında eşyalar yağmur gibi yağıyor. beş dakika oynuyorsun, çantada kırk tane “epic legendary ultra mythic” eşya birikiyor. hepsi de birbirinin aynı bokun farklı renge boyanmış hâli.
diablo 2’de ise bir `stone of jordan`, bir `shako`, bir `ber rune`, bir `jah rune`, bir `windforce` gördüğünde bunun bir ağırlığı vardır. eşyanın adı vardır, karakteri vardır, piyasası vardır, hikâyesi vardır. arkadaşına anlatırsın. yıllar sonra bile hatırlarsın.
çünkü oyun sana loot vermiyor, anı veriyor.
diablo 2’nin item sistemi öyle bir bataktır ki içine girdin mi çıkamazsın.
normal item var.
magic var.
rare var.
set var.
unique var.
runeword var.
crafted item var.
ethereal var.
socket var.
charm var.
ama bunların hiçbiri “üsttekini tak, sayı büyüdü” seviyesinde değildir.
bazen rare bir yüzük unique’den değerlidir.
bazen beyaz bir item, doğru socket sayısı yüzünden servet eder.
bazen kimsenin bakmadığı ethereal bir zırh runeword için hazinedir.
bazen çantandaki küçük bir charm karakterin bütün dengesini değiştirir.
oyun sana eşya seçtirmez, eşya okutmayı öğretir.
bu yüzden diablo 2 oynayan adam yerdeki beyaz item’a bile şüpheyle bakar. modern oyuncu “common item” diye geçer gider, diablo 2 oyuncusu eğilir, base türüne bakar, socket potansiyeline bakar, ethereal mı kontrol eder. çünkü bilir ki oyunda çöp diye baktığın şey bazen senden değerlidir.
skill sistemi de ayrı güzeldir.
bugünün oyunları oyuncu yanlış seçim yapmasın diye her şeyi köpükle kaplıyor. skill’i istediğin zaman değiştir, build’i tek tuşla sıfırla, yanlış yaptıysan üzülme, herkes kazansın, kimsenin morali bozulmasın.
diablo 2 sana der ki:
“yanlış skill mi verdin? geçmiş olsun.”
karakteri bozabilirsin.
stat puanını yanlış dağıtabilirsin.
hell’e gelince build’in duvara çarpabilir.
baştan karakter açman gerekebilir.
kulağa acımasız geliyor ama bu yüzden karakter senin karakterindir.
her barbar aynı değildir.
her sorceress aynı değildir.
her paladin aynı değildir.
hammerdin başka dünyadır.
zealot başka.
smiter başka.
blizzard sorc başka.
lightning sorc başka.
summon necro ayrı bir tarikat.
bone necro ayrı bir psikolojik bozukluk.
oyun sana sınıf seçtirmez, oyun tarzı seçtirir.
necromancer oynarken arkanda iskelet ordusuyla gezersin, kapıdan geçemezsin, herkes birbirine takılır ama kendini ölüm bakanı sanarsın. barbarla leap atarsın, bağırırsın, baltayı indirirsin. amazon’la ekranın öbür ucunu temizlersin. paladin aura açıp yürürken mahalleye elektrik dağıtan trafo gibi gezersin.
her sınıfın sesi, animasyonu, temposu, kişiliği vardır.
bugünkü birçok oyunda sınıf dediğin şey farklı renk efektidir. diablo 2’de sınıfın duruşundan ne olduğu bellidir.
atmosfer kısmında ise oyun hâlâ çoğu modern yapımı tokatlar.
diablo 2 karanlık görünmek için ekranı siyaha boyamaz. karanlığı mekândan, sesten, müzikten, çaresizlik hissinden kurar.
rogue encampment güvenli gibi görünür ama yağmur altında çürüyen bir kamp yeridir. lut gholein güneşlidir ama mezarların altında boktan şeyler vardır. kurast zaten sıtma görmüş kâbus gibidir. act 4’e geldiğinde dünya resmen cehennemin açık yarasına dönüşür.
müzikler bağırmaz. sana “şimdi kork” demez. arka planda ağır ağır işler. tristram müziği başladığında oyunu hiç oynamamış adam bile bir şeylerin ters gittiğini anlar.
çünkü atmosfer efektle değil, karakterle kurulmuştur.
diablo 2’nin hikâyesi de oyuncunun suratına sekiz saat sinematik fırlatmaz. sen büyük olayların merkezindeki kutsal influencer değilsin. karanlık gezginin ardından gidiyorsun. senden önce birileri geçmiş, her yeri bozmuş, insanlar ölmüş, şehirler çürümüş. sen de arkadan gelip pisliği temizliyorsun.
daha önemlisi, oyun sürekli senden güçlü bir şeylerin varlığını hissettiriyor.
andariel ilk başta seni döver.
duriel odaya girer girmez ekranı yüklenmeden üstüne çöker.
mephisto uzaktan kemik gibi büyü atar.
diablo seni hortumun içine alıp çocuk gibi savurur.
baal zaten suratında “ben sizi yıllarca farm yaptıracağım” ifadesiyle oturur.
özellikle duriel, oyun tarihinin en şerefsiz ev sahiplerinden biridir. odaya girersin, sen daha bilgisayarın ne olduğunu anlamadan adam boynuna çöker. loading screen’den çıktığında karakterin yarı canla kaçıyordur. oyun resmen donanımın zayıfsa seni de zayıf sayar.
adil mi? hayır.
unutulur mu? asla.
diablo 2’nin mükemmel olmasının bir sebebi de oyunun senden korkmamasıdır.
seni öldürür.
eşyanı cesette bırakır.
gold’unu düşürür.
resistance’ını hell’de eksiye indirir.
immune düşman çıkarır.
build’inin suratına kapıyı kapatır.
ama karşılığında sana gerçek ilerleme hissi verir.
normal’i bitirdiğinde çocukluğu bırakırsın. nightmare’da oyunu öğrendiğini sanırsın. hell’e gelince oyunun seni sadece oyaladığını anlarsın.
hell difficulty, oyunun “şimdi konuşalım” dediği yerdir.
düşmanın resistance’ı vardır.
senin resistance’ın yoktur.
her köşeden elemental hasar gelir.
bir pack seni stun-lock’a alır.
ölürsün.
cesede gitmeye çalışırken tekrar ölürsün.
sonra ikinci cesedin oluşur.
en sonunda oyunu kapatır, beş dakika sonra yeniden açarsın.
çünkü sinir eder ama ucuz hileyle değil, seni sistemini öğrenmeye zorlayarak sinir eder.
diablo 2’nin endgame’i bugünkü anlamda hazırlanmış bir lunapark değildir. sonsuz dungeon tabelası, günlük ödül çarkı, “bu hafta üç boss kes 500 altın al” sistemi yoktur.
ne var?
aynı boss’u yüzlerce kez kesmek var.
mephisto run.
baal run.
pindleskin run.
countess run.
travincal run.
chaos sanctuary run.
kâğıt üzerinde bakınca dünyanın en monoton işi.
ama oynarken değildir.
çünkü her run bir piyango bileti gibidir. bu sefer ne düşecek? bir rune mü? unique mi? hiçbir şey mi? sadece değersiz iki potion mı?
çoğu zaman hiçbir şey düşmez.
ama diablo 2 seni her koşuda ödüllendirmez. tam tersine, ödülü kıymetli yapmak için seni uzun süre aç bırakır. modern oyun tasarımcısı bunu görse “player engagement düşer” diye toplantı yapar. diablo 2 ise engagement kelimesini bilmeden insanları yirmi yıl aynı boss’a koşturmuştur.
çünkü oyun matematiği insan psikolojisini kurumsal sunumdan daha iyi anlamıştır.
trade sistemi desen ayrı bir dünya.
bugünkü oyunlar eşyayı oyuncudan korur. account bound, character bound, season bound, annenin kızlık soyadına bound… kimse kimseyle bir şey paylaşamasın, ekonomi oluşmasın, herkes mağazaya yönelsin.
diablo 2’de eşyayı yere atarsın.
bu kadar ilkel.
aynı zamanda bu kadar güzel.
trade odası açarsın. teklif gelir. adam seni kazıklamaya çalışır. sen onu kazıklamaya çalışırsın. rune değeri öğrenirsin. item piyasası öğrenirsin. dolandırılırsın. sonra bir daha dolandırılmamayı öğrenirsin.
oyun sadece combat öğretmez, küçük çaplı kapitalizm de öğretir.
hatta gerçek hayat gibi, en tehlikeli yaratık diablo değil diğer oyuncudur.
multiplayer tarafında da herkesin rolü vardır. biri teleport açar, biri aura verir, biri ceset patlatır, biri önden koşup bütün yaratıkları üstüne çeker. bazen ekip mükemmel akar. bazen bir barbar bütün loot’u toplar, herkes ona küfreder.
ama bu kaos oyuna canlılık verir.
diablo 2’nin en güzel yanı, kusurlarının bile karakterli olmasıdır.
inventory küçüktür.
stamina ilk seviyelerde sinir bozucudur.
mana biter.
town portal taşırsın.
identify scroll taşırsın.
charm koydukça çantada yer kalmaz.
mercenary kafasına göre ölür.
pathfinding bazen akıl hastasıdır.
bugün yapılsa bunların yarısı kullanıcı deneyimi hatası diye kaldırılırdı.
ama her şeyi pürüzsüz yaptığında oyundan kişilik de gider.
diablo 2 biraz rahatsız eder. seni sürekli küçük kararlarla uğraştırır. şu item’ı taşıyayım mı? charm için yer mi bırakayım? potion belt nasıl dizilsin? town’a döneyim mi? devam mı edeyim? mercenary’yi diriltmeye değer mi?
bu sürtünmeler oyunu oyun yapar.
her köşesi otomatikleştirilmiş yapımlarda oyuncu değil, sistemin misafiri oluyorsun. diablo 2’de sistem sana hizmet etmez; sen sistemi öğrenirsin.
grafikleri eski mi?
evet.
ama sanat tasarımı eski değildir. sprite animasyonları, yaratık siluetleri, büyü efektleri, mekan dokuları hâlâ okunaklıdır. diablo 2 resurrected bunun en büyük kanıtıdır. oyunun üstüne modern grafik çektiler, alttaki iskelet taş gibi kaldı.
çünkü iyi oyun tasarımı çözünürlüğe bağlı değildir.
diablo 2’nin mükemmel olmasının sebebi kusursuz olması değildir.
kusurları vardır.
balance sorunları vardır.
bazı build’ler diğerlerini ezer.
bazı item’lar saçma derecede güçlüdür.
melee karakterler bazen sürünür.
drop oranları insan düşmanıdır.
bot ekonomisi dönem dönem her şeyi bozar.
ama bütün bunların altında hâlâ çalışan muazzam bir omurga vardır.
combat nettir.
loot anlamlıdır.
sınıflar karakterlidir.
atmosfer ağırdır.
müzik unutulmazdır.
ilerleme bağımlılık yapar.
oyun seni aptal yerine koymaz.
en önemlisi de sana sürekli ne yapman gerektiğini söylemez.
önüne dünya koyar.
git.
öl.
öğren.
tekrar gel.
bugün birçok oyun oyuncuyu kaybetmemek için diz çökmüş yalvarıyor. diablo 2 ise seni kapının önüne koyup “beğenmediysen çık” diyor.
sen de çıkamıyorsun.
çünkü biliyorsun ki bir sonraki run’da o rune düşebilir.
düşmeyecek tabii.
ama düşebilir.
diablo 2 işte bu ihtimalin oyunudur.
sana sürekli ödül vermediği için ödülü değerli kılar.
sana sürekli kahraman demediği için güçlenince gerçekten güçlü hissedersin.
sana konfor sunmadığı için sistemi çözünce ustalaştığını anlarsın.
diablo 2 mükemmel bir oyundur çünkü oyuncuya müşteri gibi değil, oyuncu gibi davranır.
seni eğlendirmek için önünde takla atmaz.
seni içine alır, döver, soyup soğana çevirir, cesedini mağaraya bırakır.
sonra yerde altın renkli bir yazı görürsün.
ve bütün küfürleri unutursun.
bu kategoride başlık yok.
yükleniyor…
yükleniyor…
tanım eklemek için giriş yapmalısın.