jordan peterson ne internet sağının peygamberi ne de iki soru sorulunca dağılacak bir şarlatandır. ciddi bir akademik geçmişi olan klinik psikolog, çok güçlü bir öğretmen, olağanüstü hazırlıklı bir tartışmacı ve uzmanlık alanının dışına çıktığında aynı özgüveni koruduğu için düzenli olarak ayağına sıkan bir kamusal figürdür.

onu değerlendirmek için en az üç peterson’ı birbirinden ayırmak gerekir: kitap yazan peterson, ders anlatan peterson ve sosyal medyada kültür savaşı yapan peterson. bunların niteliği aynı değildir.

1999 tarihli maps of meaning, peterson’ın en önemli ve en zor kitabıdır. mitoloji, din, jung psikolojisi, nöropsikoloji, totalitarizm ve insanın anlam üretme biçimi arasında büyük bir yapı kurmaya çalışır. temel sorusu ciddidir: insanlar yalnızca dünyada ne olduğunu değil, neyin önemli olduğunu nasıl belirler?

kitabın gücü, parçalı görünen alanları tek bir anlam mimarisi içinde birleştirmesidir. zayıflığı da tam olarak budur. peterson bir noktadan sonra her şeyi aynı mitolojik şablonun içine sokmaya başlar. düzen, kaos, kahraman, ejderha, bilinmeyen, baba, kurban ve yeniden doğuş… yapı açıklayıcıdır fakat bazen açıklayamadığı şey kalmadığı için test edilemez hale gelir. kitap zekice, özgün ve ciddi bir çalışmadır; fakat yer yer tekrar eden, spekülatif ve kendi sistemine fazla hayran bir metindir.

12 rules for life ise aynı fikirlerin insanın okuyabileceği hale getirilmiş sürümüdür. “odanı topla”, “omuzlarını geriye at”, “kendini başkalarıyla değil, dünkü halinle karşılaştır” gibi basit görünen kuralların arkasına klinik gözlemler, kutsal metinler, mitoloji, biyoloji ve kişisel hikâyeler yerleştirir.

buradaki başarı yeni şeyler söylemesi değildir. sorumluluk, disiplin, doğruluk, sınır koyma ve anlamlı bir hedef belirleme gibi eski meseleleri dağılmış modern insanın anlayacağı biçimde yeniden paketlemesidir. özellikle hayatında yönünü kaybetmiş genç erkeklere “dünya sana borçlu değil ama sen tamamen çaresiz de değilsin” demesi karşılık bulmuştur. bu azımsanacak bir iş değildir.

fakat peterson’ın yazarlık sorunu da burada ortaya çıkar. bir cümlede klinik psikolog, sonraki cümlede mitoloji yorumcusu, ardından biyolog ve birkaç sayfa sonra ilahiyatçı gibi konuşur. metafor ile bilimsel kanıt arasındaki geçişi her zaman işaretlemez. ıstakozlardan hiyerarşiye, hiyerarşiden insan toplumuna, oradan ahlaki düzene geçerken kurduğu anlatı etkileyicidir; ama etkileyici olması, bütün geçişlerin kanıtlandığı anlamına gelmez.

beyond order, ilk kitabın eksik bıraktığı tarafı tamamlamaya çalışır. 12 rules düzenin gerekliliğini anlatırken bu kez fazla düzenin insanı nasıl katılaştırdığını, hayatın değişim ve belirsizlik istediğini söyler. daha kişisel, daha kırılgan ve bazı bölümlerde daha olgun bir kitaptır. fakat ilk kitabın yarattığı fikrî etkiyi tekrarlayamaz. kötü değildir; iyi bir albümün, aynı sesle kaydedilmiş ikinci albümüdür.

we who wrestle with god ise peterson’ın yıllardır yaptığı kutsal metin okumalarının kitaplaşmış halidir. incil’i tarihsel veya klasik teolojik yöntemle değil, psikolojik ve mitolojik bir metin olarak okur. adem ile havva, habil ile kabil, nuh, ibrahim, musa ve yunus üzerinden bilinç, fedakârlık, sorumluluk, ihanet ve anlam üzerine konuşur.

kitabı teoloji eseri olarak okursanız eksik, peterson’ın zihnine açılan bir harita olarak okursanız güçlüdür. kutsal metinlerde sürekli kendi temel fikirlerini bulması bir noktadan sonra yorucudur. metin bazen incil’i açıklamaktan çok peterson’ın zaten düşündüğü şeyleri incil üzerinden tekrar eder. yine de dinî hikâyelerin modern insan için neden tamamen ölü olmadığını anlatabilmesi önemli bir beceridir.

kitaplarının ortak niteliği budur: peterson sıradan bir fikri ciddiye alır, onu psikoloji, mitoloji ve ahlak üzerinden büyütür, sonra insanı kendi hayatıyla yüzleşmeye zorlar. bunu yaparken bazen büyük bir öğretmene, bazen de tek bir tornavidayla bütün evi tamir etmeye çalışan adama benzer.

tartışmalardaki gücü ise kitaplarından daha kolay görülür. peterson masaya yalnızca görüş koymaz; görüşün hangi tanımlar altında tartışılacağını da belirler. karşı taraf “eşitlik” dediğinde hangi eşitlikten söz edildiğini sorar. “hak” denildiğinde bunun hukuki mi, ahlaki mi, toplumsal mı olduğunu ayırır. kendisine yöneltilen suçlamayı doğrudan savunmaya çalışmak yerine önce suçlamanın içindeki varsayımları söker.

cathy newman röportajının bu kadar meşhur olmasının nedeni buydu. newman, peterson’ın söylediklerini sık sık daha sert bir iddiaya çevirip önüne koydu. peterson ise kendisine ait olmayan sonucu kabul etmedi, cümleyi geri aldı ve gerçek iddiasını yeniden kurdu. tartışmayı yalnızca sakin kaldığı için kazanmadı; rakibinin saldırdığı tez ile kendi savunduğu tez arasındaki farkı sürekli görünür tuttu.

peterson’ın en önemli tartışma becerisi budur: karşı tarafın sizi tarif etmesine izin vermemek.

ikinci becerisi, ahlaki suçlamayı mekanizma sorusuna çevirmesidir. karşısındaki “bu düşünce zararlı” dediğinde “hangi koşulda, hangi ölçüde ve hangi nedensel bağla?” diye sorar. böylece tartışmayı iyi insanlar ile kötü insanlar arasındaki gösteriden çıkarıp tanım, veri ve sebep tartışmasına taşır. rakibi bu geçişe hazırlıklı değilse birkaç dakika içinde sloganlarıyla baş başa kalır.

üçüncü becerisi, kaybettiği bir noktayı bütün argümanın kaybı olarak kabul etmemesidir. bir veride yanılmış olabilir, bir örneği zayıf bulunabilir veya kullandığı kelime geri tepebilir. o noktayı bırakıp temel tezi daha dar biçimde yeniden kurar. çoğu insan tartışmada bir cümlesi çürütülünce psikolojik olarak dağılır. peterson ise argümanın hangi parçasının hasar aldığını ayırır ve kalan kısmı savunmaya devam eder.

bu yüzden “peterson tartışma kaybetmiyor” görüntüsü oluşur. gerçekte elbette kaybeder. slavoj žižek ile yaptığı kapitalizm-marksizm tartışmasında, marksizme karşı hazırladığı eleştirinin büyük bölümünü komünist manifesto üzerinden kurması ciddi bir sınırlılık olarak ortaya çıktı. žižek, peterson’ın karşısına üniversite kampüslerinde eleştirdiği türden basit bir marksist olarak çıkmadı. peterson da beklediği rakibi bulamayınca tartışma bir fikir nakavtından çok iki ayrı düşünce dünyasının temkinli sohbetine dönüştü.

bu karşılaşma peterson’ı rezil etmedi ama yenilmez olmadığını gösterdi. en güçlü olduğu rakip, ahlaki kesinlikle konuşan fakat kavramlarını tanımlayamayan kişidir. karşısında aynı derecede geniş okuyan, tanım oyunlarını fark eden ve çerçeveyi kabul etmeyen biri bulunduğunda üstünlüğü belirgin biçimde azalır.

bazen kaybetmiyor görünmesinin daha sorunlu bir nedeni de vardır: sıkıştığında tartışmanın irtifasını değiştirebilir. somut bir iddiadan psikolojik yoruma, oradan mitolojiye, ardından “peki bu kelimeyle tam olarak neyi kastediyoruz?” sorusuna geçer. bu bazen gerçek bir düşünsel titizliktir. bazen de cevabı verilemeyen soruyu daha büyük bir sorunun içinde eritme yöntemidir. peterson’ı dinlerken etkileyici konuşma ile kanıtlanmış iddiayı ayırmak gerekir.

bill c-16 tartışması bunun iyi örneğidir. peterson, meseleyi devletin insanlara belirli kelimeleri söyletmesi ve zorunlu konuşma üzerinden kurdu. bu itiraz ifade özgürlüğü bakımından ciddi bir felsefi tartışma yarattı. fakat yasanın doğrudan yaptığı şey, “gender identity or expression” ifadesini ayrımcılık ve nefret suçu düzenlemelerindeki korunan kategorilere eklemekti. peterson’ın daha geniş kurumsal baskı kaygısı tartışılabilir; fakat sanki kanunun içine zamir listesi yazılmış gibi anlatılması hukuki metnin söylediğinden daha ileri bir iddiaydı.

ontario psikologlar koleji ile yaşadığı süreçte de kamera önündeki tartışma yeteneği hukuki sonucu değiştirmedi. kamuya açık ifadeleri nedeniyle verilen sosyal medya iletişimi ve profesyonellik eğitimi kararına itiraz etti; alt mahkemedeki başvurusu reddedildi ve kanada yüksek mahkemesi dosyayı incelemeye almadı. yani peterson tartışma sahnesinde çerçeveyi kontrol edebilir ama mahkeme, podcast stüdyosu değildir. orada sakin görünmeniz değil, yetki, mevzuat ve idari kararın makullüğü değerlendirilir.

peterson’ın en güçlü yanı, kişisel sorumluluğu utanılacak bir kavram olmaktan çıkarmasıdır. insanlara yalnızca sistemin mağduru olmadıklarını, kendi hayatlarında düzenleyebilecekleri bir alan bulunduğunu söyler. en zayıf yanı ise kendi açıklama sisteminin neredeyse her konuda çalıştığına inanmasıdır. bir düşünce çerçevesinin çok şeye anlam vermesi, her konuda uzmanlık sağlamaz.

onu ciddiye almak için müridi, eleştirmek için de düşmanı olmak gerekmiyor. kitapları düzensiz ama değersiz değil; tartışmaları güçlü ama yanılmaz değil. adam çoğu tartışmayı kaybetmiyor çünkü yalnızca cevapları değil, hangi sorunun tartışılacağını da kontrol ediyor. fakat bazen kazandığı şey hakikat değil, ringin mülkiyeti oluyor.
1 0
ayı kullanıcısının profil fotografı