game of thrones

game of thrones baştan sona bok gibi bir dizi değildir. daha sinir bozucu bir şeydir: ilk dört sezon boyunca televizyon tarihinin en iyi işlerinden biri gibi davranıp sonra kurduğu hemen her şeyi kendi eliyle çöpe atan dizidir.

ilk sezonlarda karakterlerin verdiği kararların bedeli vardı. ned stark aptal olduğu için değil, ahlakını yanlış insanların arasında siyaset yaparken kullandığı için öldü. robb stark’ın sonu “seyirciyi şaşırtalım” diye değil, arka arkaya verdiği siyasi kararların sonucu olarak geldi. tywin, varys, littlefinger, tyrion ve olenna konuşurken herkesin ne bildiği, ne sakladığı ve ne elde etmek istediği önemliydi.

dizinin büyüsü ejderhalar değildi. aptal olmayan insanların çıkarları doğrultusunda hareket etmesiydi.

sonra yapımcılar seyircinin ned stark’ın ölümünü ve red wedding’i neden sevdiğini yanlış anladı. insanlar yalnızca şok olduğu için değil, olaylar kaçınılmaz sonuçlara bağlandığı için etkilenmişti. dizi ise buradan “beklenmedik biri ölürse iyi senaryo olur” sonucunu çıkardı. neden-sonuç ilişkisi yavaşça kayboldu, yerine sürpriz ve gösteri geldi.

kitap malzemesi azaldıkça karakterler de zekâlarını kaybetti. tyrion yıllarca yaşayan en zeki adamlardan biri olarak anlatıldıktan sonra son sezonlarda kötü plan yapan, aynı hatayı tekrarlayan ve sürekli yanılan bir dekor haline geldi. varys, kıtanın en büyük istihbarat ağını yöneten adamken koridorda kraliçeye ihanet konuşup yakalandı. jon snow’un bütün kişiliği “o benim kraliçem” ve “ben tahtı istemiyorum” cümlelerine indirildi.

mesafeler de anlamını kaybetti. ilk sezonlarda bir ordunun kuzeyden güneye gitmesi aylar sürerken sonlara doğru insanlar kıtanın bir ucundan diğerine whatsapp konumu takip eder gibi yetişmeye başladı. lojistik, siyaset, coğrafya ve zaman; ejderha sahnesine engel çıkarıyorsa senaryodan silindi.

sekiz sezon boyunca yaklaşan büyük tehdit diye anlatılan white walkers meselesi ise tek gecede kapatıldı. night king’in kim olduğu, ne istediği, bran ile bağlantısı, semboller ve yıllarca gösterilen kehanetler doğru dürüst açıklanmadı. adam sekiz yıl yürüdü, winterfell’e geldi ve daha montunu çıkarmadan öldü.

daenerys’in zalim bir yöneticiye dönüşmesi kötü fikir değildi. tam tersine karakterin içinde bunun zemini baştan beri vardı. sorun dönüşmesi değil, senaryonun bu dönüşümü anlatmaya vakit ayırmamasıydı. birkaç bölüm içinde kayıplar yaşadı, çanlar çaldı ve kadın şehri yakmaya başladı. karakter gelişimi değil, senaristin varmak istediği sona kestirmeden gitmesiydi.

jaime yıllarca cersei’den, kendi kibirinden ve “kral katili” kimliğinden uzaklaşmaya çalıştı. sonra bütün gelişimi çöpe atıp başladığı yere döndü. bran, sekiz sezon boyunca insanlıktan uzaklaşıp duygusuz bir kayıt cihazına dönüştü; finalde “en iyi hikâyesi olan kişi” diye kral seçildi. oğlum adamın hikâyesini dizinin kendisi bile iki sezon boyunca göstermedi.

dizinin son dönemlerinde görüntü büyüdükçe hikâye küçüldü. daha büyük savaşlar, daha fazla figüran, daha pahalı efektler ve daha çok ejderha gördük. fakat bunların içinde karar alan gerçek karakterler kalmadı. herkes senaryonun kendisine verdiği son durağa yetişmek için kişiliğini bıraktı.

bu yüzden mesele yalnızca finalin kötü olması değildir. kötü final, önceki sezonları da geriye dönük olarak anlamsızlaştırdı. tekrar izlerken night king’in gelişini, bran’in yolculuğunu, jaime’nin değişimini veya daenerys’in mücadelesini ciddiye alamıyorsunuz. çünkü bütün yolların sonunda senaristlerin “hadi artık bitirelim” dediğini biliyorsunuz.

game of thrones kötü başlayıp iptal edilmiş sıradan bir dizi olsaydı bu kadar öfke yaratmazdı. çok iyi başlayıp ne kadar iyi olduğunu anlayamadan kendisini öldürdü. ejderhayı, savaşı ve ölümü yazabildiler; insanı yazmayı bıraktıkları anda dizi de bok oldu.
4 3
ayı kullanıcısının profil fotografı