gantz, ölümden sonra hayat var mı sorusuna verilmiş en kötü müşteri deneyimi cevabıdır.
normalde insan ölünce ya cennet bekler, ya cehennem, ya reenkarnasyon, ya da en azından hiçlik. gantz evreninde ise siyah bir kürenin olduğu çıplak ampullü bir odaya ışınlanıyorsun, eline ne olduğu belirsiz bir silah veriliyor ve “git şu uzaylıyı öldür” deniyor.
tanrı varsa bile burada insan kaynaklarını taşerona vermiş.
gantz’ın güzelliği de burada. sana ölüm sonrası anlam, ahlak, ruhani yükseliş falan satmıyor. öldün mü? geçmiş olsun. şimdi mesai başlıyor. daha önceki hayatında neydin, iyi miydin, kötü müydün, pişmanlığın var mı, annen seni sevdi mi; kimsenin umurunda değil. oda doluyor, görev geliyor, dışarı çıkıyorsun, ölmemeye çalışıyorsun.
bu evrende ölüm bile final değil, tutorial.
kara mizah tam buradan çıkıyor. gantz’ta insanlar büyük kader konuşmaları yapmıyor. çoğu ne olduğunu anlamadan panikliyor, saçmalıyor, birbirini satıyor, kaçmaya çalışıyor, sonra da sistem onları et kesme tahtasına koyuyor. anime bazen o kadar soğuk davranıyor ki karakter öldüğünde ağıt değil, sanki teknik arıza yaşanmış gibi hissettiriyor.
çünkü gantz evreninde insan kıymetli değildir.
insan skor tablosuna yazılan et parçasıdır.
bu kadar basit.
modern senaryo odası böyle bir evreni görse ilk işi sistemi “travma sonrası dayanışma metaforu” yapardı. karakterler odada halka olur, herkes ölüm deneyimini paylaşır, sonra gantz’ın aslında toplumsal dışlanmışlıkla ilgili olduğu anlatılırdı. burada ise oda terapi grubu değil. oda mezbaha bekleme salonu. herkes sıradaki kesimi bekliyor, sadece kimse fiş numarasını bilmiyor.
joichiro nishi bu yüzden iyi karakter.
iyi insan olduğu için değil. zaten değil. sevimli olduğu için hiç değil. nishi, gantz evreninin kirini en erken anlayan tiplerden biri olduğu için ilginç. çocuk yaşta ama sistemin duygusal kısmını kapatmış. diğerleri hâlâ “ne oluyor, neden buradayız, yardım edin” diye insanlık refleksi gösterirken nishi çoktan oyunun mantığına geçmiş.
puan.
hayatta kal.
fazla konuşma.
salaklara bağlanma.
ahlaki olarak berbat, evren bilgisi olarak haklı.
gantz gibi bir dünyada en rahatsız edici karakter tipi budur. kötü olduğu için değil; bazen doğru yerde yanlış insan gibi durduğu için. nishi’ye bakınca sinir olursun ama bir yandan da şunu fark edersin: bu sistemde normal insan kalmaya çalışmak, kurbanlık dana olmakla aynı şey olabilir.
bu da gantz’ın en pis tarafı.
iyi kalmak istiyorsun ama sistem iyi kalanı ödüllendirmiyor. cesur oluyorsun, sistem seni alkışlamıyor. yardım ediyorsun, puan garanti değil. insanlık gösteriyorsun, uzaylı seni duvara sıva yapabiliyor. gantz evreninde ahlak yok değil; ahlakın üstüne kan sıçramış ve kimse silmeye tenezzül etmemiş.
nishi’nin komik tarafı da burada. çocuk aslında bildiğin oyun bilen toksik oyuncu gibi. server’a erken girmiş, haritayı ezberlemiş, nooblara sinir oluyor. fark şu ki burada “noob” dediğin adam gerçekten ölünce respawn garantisi olmayan zavallı insan. nishi’nin tavrı da sanki call of duty lobisinde değil, ölüm sonrası bürokraside kill kasıyor.
gantz zaten biraz da budur.
cehennem, oyunlaştırılmıştır.
puan var.
görev var.
silah var.
kostüm var.
hedef var.
ama açıklama yok.
insana verilen en büyük hak “deneme yanılma ile parçalanarak öğrenme” hakkıdır. bu kadar demokratik bir vahşet zor bulunur.
ana karakter kei kurono tarafı da bu evrenin daha mide bulandırıcı ama daha insani kısmını taşır. kurono kahraman diye başlamaz. hatta çoğu zaman “şu çocuk niye ana karakter” dedirtir. bencil, korkak, hormonları beyni rehin almış, kafası karışık bir tiptir. ama gantz’ın güzelliği burada: adamı önce parlatmaz. önce çamura sokar. sonra o çamurun içinde kıpırdayacak mı diye bakar.
eski hikaye karakteri bozuk yazardı, yeni hikaye karakteri düzeltmek için yazar.
kurono’nun çalışması da buradan gelir. başta sevilecek biri olmak zorunda değildir. çünkü gantz dünyasında sevilmek hayatta kalma kriteri değil. önemli olan o saçma, iğrenç, absürt şiddet döngüsünün içinde insanın bir noktada kendine bakıp “ben ne yapıyorum?” diyebilmesidir.
ama gantz bunu da duygusal müzikle paketlemez.
bazen karakter gelişimi dediğin şey, birinin parçalanmasını izledikten sonra suratındaki salak ifadenin değişmesidir.
evren tarafı zaten başlı başına hastalık.
uzaylılar öyle asil, büyük, kozmik tehditler gibi gelmez. bazısı komik görünür, bazısı ucube, bazısı çocuk kabusu, bazısı mahalle arasında yanlışlıkla karşılaşsan “bu ne lan” deyip yolunu değiştireceğin şeyler. gantz’ın kara mizahı burada çok iyi işler: düşmanlar bazen o kadar absürt görünür ki ilk tepkin gülmek olur, sonra birinin kafası gider.
bu seri sana şunu öğretir:
gülme.
burada komik görünen şey de seni öldürebilir.
normal animede canavar tasarımı karizma için yapılır. gantz’ta canavar tasarımı, insanın evrende ne kadar hazırlıksız ve küçük olduğunu hatırlatmak için vardır. sen anlam ararken karşına soğan kafalı bir garabet çıkar. sen kahramanlık beklerken sistem sana “hedef bu, git öldür” der. sen metafor ararken birileri patlar.
bu yüzden gantz’ın mizahı pis çalışır.
çünkü evren ciddi değildir ama sonuçlar ciddidir.
işin en anti-steril tarafı da burada. gantz karakterlerini temizlemez. kimseyi örnek insan yapmak için uğraşmaz. erkek karakterlerin çoğu sorunludur, kadın karakterler güvenli temsil panosuna çevrilmez, şiddet plastik değildir, ölüm dekor değildir. herkesin üstünde bir çirkinlik vardır. bazısı korkak, bazısı sapık, bazısı bencil, bazısı soğuk, bazısı sadece yanlış zamanda yanlış odadadır.
ve bu iyi bir şeydir.
çünkü gantz’ın dünyası güzel insanların güzel kararlar verdiği bir dünya değildir. burası ölüm sonrası askeri ihale gibi çalışan, insanı mermiyle birlikte harcayan bir sistemdir. burada karakterler fazla temiz olsa evren yalan söylerdi.
zaten modern steril anlatının en sevmediği şey budur: kirli karakter.
çünkü kirli karakter kontrol edilemez. slogan taşımaz. izleyiciye doğru duyguyu göstermek için işaret fişeği yakmaz. bazen yanlış yapar. bazen izleyiciyi rahatsız eder. bazen haklıyken bile iğrençtir.
nishi tam olarak böyle bir karakterdir.
haklı olduğu anlarda bile insanın onu camdan atası gelir.
bu kıymetli bir şey. çünkü iyi yazılmış sevimsiz karakter, kötü yazılmış sevimli karakterden daha uzun yaşar. en azından hafızada.
gantz’ın bana göre asıl gücü, ölüm sonrası hayatı yüce bir gizem değil, rezil bir vardiya sistemi gibi göstermesinde. insan ölür, odaya gelir, üstüne dar bir kıyafet giyer, silahını alır, uzaylı avına çıkar. açıklama bekleme. hak arama. dilekçe verme. siyah küre zaten cevap verse de insanı daha çok sinir eder.
bu evrende tanrı yoktur demiyorum.
belki vardır.
ama varsa da kesinlikle kullanıcı sözleşmesini kimseye okutmadı.
gantz bu yüzden hâlâ ayrı yerde durur. çünkü seyirciye güvenli bir ahlak alanı açmaz. kim iyi, kim kötü, kim yaşamalı, kim ölmeli; bunları tertemiz ayırmaz. insanı rahatsız eder. bazen bilerek aptalca, bazen bilerek çirkin, bazen bilerek komik, bazen de beklenmedik şekilde acımasızdır.
ve en güzeli, bunu yaparken ölümle dalga geçmez.
ölümün ciddiyetini alır, üstüne puan tablosu koyar.
asıl şaka da budur.
normalde insan ölünce ya cennet bekler, ya cehennem, ya reenkarnasyon, ya da en azından hiçlik. gantz evreninde ise siyah bir kürenin olduğu çıplak ampullü bir odaya ışınlanıyorsun, eline ne olduğu belirsiz bir silah veriliyor ve “git şu uzaylıyı öldür” deniyor.
tanrı varsa bile burada insan kaynaklarını taşerona vermiş.
gantz’ın güzelliği de burada. sana ölüm sonrası anlam, ahlak, ruhani yükseliş falan satmıyor. öldün mü? geçmiş olsun. şimdi mesai başlıyor. daha önceki hayatında neydin, iyi miydin, kötü müydün, pişmanlığın var mı, annen seni sevdi mi; kimsenin umurunda değil. oda doluyor, görev geliyor, dışarı çıkıyorsun, ölmemeye çalışıyorsun.
bu evrende ölüm bile final değil, tutorial.
kara mizah tam buradan çıkıyor. gantz’ta insanlar büyük kader konuşmaları yapmıyor. çoğu ne olduğunu anlamadan panikliyor, saçmalıyor, birbirini satıyor, kaçmaya çalışıyor, sonra da sistem onları et kesme tahtasına koyuyor. anime bazen o kadar soğuk davranıyor ki karakter öldüğünde ağıt değil, sanki teknik arıza yaşanmış gibi hissettiriyor.
çünkü gantz evreninde insan kıymetli değildir.
insan skor tablosuna yazılan et parçasıdır.
bu kadar basit.
modern senaryo odası böyle bir evreni görse ilk işi sistemi “travma sonrası dayanışma metaforu” yapardı. karakterler odada halka olur, herkes ölüm deneyimini paylaşır, sonra gantz’ın aslında toplumsal dışlanmışlıkla ilgili olduğu anlatılırdı. burada ise oda terapi grubu değil. oda mezbaha bekleme salonu. herkes sıradaki kesimi bekliyor, sadece kimse fiş numarasını bilmiyor.
joichiro nishi bu yüzden iyi karakter.
iyi insan olduğu için değil. zaten değil. sevimli olduğu için hiç değil. nishi, gantz evreninin kirini en erken anlayan tiplerden biri olduğu için ilginç. çocuk yaşta ama sistemin duygusal kısmını kapatmış. diğerleri hâlâ “ne oluyor, neden buradayız, yardım edin” diye insanlık refleksi gösterirken nishi çoktan oyunun mantığına geçmiş.
puan.
hayatta kal.
fazla konuşma.
salaklara bağlanma.
ahlaki olarak berbat, evren bilgisi olarak haklı.
gantz gibi bir dünyada en rahatsız edici karakter tipi budur. kötü olduğu için değil; bazen doğru yerde yanlış insan gibi durduğu için. nishi’ye bakınca sinir olursun ama bir yandan da şunu fark edersin: bu sistemde normal insan kalmaya çalışmak, kurbanlık dana olmakla aynı şey olabilir.
bu da gantz’ın en pis tarafı.
iyi kalmak istiyorsun ama sistem iyi kalanı ödüllendirmiyor. cesur oluyorsun, sistem seni alkışlamıyor. yardım ediyorsun, puan garanti değil. insanlık gösteriyorsun, uzaylı seni duvara sıva yapabiliyor. gantz evreninde ahlak yok değil; ahlakın üstüne kan sıçramış ve kimse silmeye tenezzül etmemiş.
nishi’nin komik tarafı da burada. çocuk aslında bildiğin oyun bilen toksik oyuncu gibi. server’a erken girmiş, haritayı ezberlemiş, nooblara sinir oluyor. fark şu ki burada “noob” dediğin adam gerçekten ölünce respawn garantisi olmayan zavallı insan. nishi’nin tavrı da sanki call of duty lobisinde değil, ölüm sonrası bürokraside kill kasıyor.
gantz zaten biraz da budur.
cehennem, oyunlaştırılmıştır.
puan var.
görev var.
silah var.
kostüm var.
hedef var.
ama açıklama yok.
insana verilen en büyük hak “deneme yanılma ile parçalanarak öğrenme” hakkıdır. bu kadar demokratik bir vahşet zor bulunur.
ana karakter kei kurono tarafı da bu evrenin daha mide bulandırıcı ama daha insani kısmını taşır. kurono kahraman diye başlamaz. hatta çoğu zaman “şu çocuk niye ana karakter” dedirtir. bencil, korkak, hormonları beyni rehin almış, kafası karışık bir tiptir. ama gantz’ın güzelliği burada: adamı önce parlatmaz. önce çamura sokar. sonra o çamurun içinde kıpırdayacak mı diye bakar.
eski hikaye karakteri bozuk yazardı, yeni hikaye karakteri düzeltmek için yazar.
kurono’nun çalışması da buradan gelir. başta sevilecek biri olmak zorunda değildir. çünkü gantz dünyasında sevilmek hayatta kalma kriteri değil. önemli olan o saçma, iğrenç, absürt şiddet döngüsünün içinde insanın bir noktada kendine bakıp “ben ne yapıyorum?” diyebilmesidir.
ama gantz bunu da duygusal müzikle paketlemez.
bazen karakter gelişimi dediğin şey, birinin parçalanmasını izledikten sonra suratındaki salak ifadenin değişmesidir.
evren tarafı zaten başlı başına hastalık.
uzaylılar öyle asil, büyük, kozmik tehditler gibi gelmez. bazısı komik görünür, bazısı ucube, bazısı çocuk kabusu, bazısı mahalle arasında yanlışlıkla karşılaşsan “bu ne lan” deyip yolunu değiştireceğin şeyler. gantz’ın kara mizahı burada çok iyi işler: düşmanlar bazen o kadar absürt görünür ki ilk tepkin gülmek olur, sonra birinin kafası gider.
bu seri sana şunu öğretir:
gülme.
burada komik görünen şey de seni öldürebilir.
normal animede canavar tasarımı karizma için yapılır. gantz’ta canavar tasarımı, insanın evrende ne kadar hazırlıksız ve küçük olduğunu hatırlatmak için vardır. sen anlam ararken karşına soğan kafalı bir garabet çıkar. sen kahramanlık beklerken sistem sana “hedef bu, git öldür” der. sen metafor ararken birileri patlar.
bu yüzden gantz’ın mizahı pis çalışır.
çünkü evren ciddi değildir ama sonuçlar ciddidir.
işin en anti-steril tarafı da burada. gantz karakterlerini temizlemez. kimseyi örnek insan yapmak için uğraşmaz. erkek karakterlerin çoğu sorunludur, kadın karakterler güvenli temsil panosuna çevrilmez, şiddet plastik değildir, ölüm dekor değildir. herkesin üstünde bir çirkinlik vardır. bazısı korkak, bazısı sapık, bazısı bencil, bazısı soğuk, bazısı sadece yanlış zamanda yanlış odadadır.
ve bu iyi bir şeydir.
çünkü gantz’ın dünyası güzel insanların güzel kararlar verdiği bir dünya değildir. burası ölüm sonrası askeri ihale gibi çalışan, insanı mermiyle birlikte harcayan bir sistemdir. burada karakterler fazla temiz olsa evren yalan söylerdi.
zaten modern steril anlatının en sevmediği şey budur: kirli karakter.
çünkü kirli karakter kontrol edilemez. slogan taşımaz. izleyiciye doğru duyguyu göstermek için işaret fişeği yakmaz. bazen yanlış yapar. bazen izleyiciyi rahatsız eder. bazen haklıyken bile iğrençtir.
nishi tam olarak böyle bir karakterdir.
haklı olduğu anlarda bile insanın onu camdan atası gelir.
bu kıymetli bir şey. çünkü iyi yazılmış sevimsiz karakter, kötü yazılmış sevimli karakterden daha uzun yaşar. en azından hafızada.
gantz’ın bana göre asıl gücü, ölüm sonrası hayatı yüce bir gizem değil, rezil bir vardiya sistemi gibi göstermesinde. insan ölür, odaya gelir, üstüne dar bir kıyafet giyer, silahını alır, uzaylı avına çıkar. açıklama bekleme. hak arama. dilekçe verme. siyah küre zaten cevap verse de insanı daha çok sinir eder.
bu evrende tanrı yoktur demiyorum.
belki vardır.
ama varsa da kesinlikle kullanıcı sözleşmesini kimseye okutmadı.
gantz bu yüzden hâlâ ayrı yerde durur. çünkü seyirciye güvenli bir ahlak alanı açmaz. kim iyi, kim kötü, kim yaşamalı, kim ölmeli; bunları tertemiz ayırmaz. insanı rahatsız eder. bazen bilerek aptalca, bazen bilerek çirkin, bazen bilerek komik, bazen de beklenmedik şekilde acımasızdır.
ve en güzeli, bunu yaparken ölümle dalga geçmez.
ölümün ciddiyetini alır, üstüne puan tablosu koyar.
asıl şaka da budur.