
hayatımın albümü hatta sanat eseri olan, 20 seneyi geçkindir dinlemekten katiyen bıkmadığım, şimdiye kadar binlerce kez dinlediğim ve bu sayının 10.000'i bile aşmış olabileceği, hala ilk günkü gibi büyük keyif ve zevk alarak dinlemeye devam ettiğim, dan grup beyond twilight imzalı progressive metal başyapıtıdır. zerre abartma yoktur bu dediklerimde. yalnız yanlış anlaşılmasın, bir başkası için bu son derece sıradan, "herhangi bir" albüm, hatta vasat altı, kötü bir albüm bile olabilir. sonuçta herkesin beğenisine ve neye değer verip vermediğine içtenlikle saygı duyan birisiyimdir. gelgelelim benim açımdan cidden de bu önemdedir/değerdedir bu yapıt.
bugün de dinledim mesela bu albümü, birkaç saat önce. belki yatmadan bir kez daha dinlerim. yani böyle işte. bir insan bir albümden hiç mi bıkmaz? demek ki böyle bir şey olabiliyormuş...
beyond twilight'ın son albümü olan bu 2006 çıkışlı eserde, grubun beyni ve klavyecisi finn zierler, beyond twilight'ın kuruluşunun 20. senesine özel bir yapıt çıkarmayı düşünmüş—daha doğrusu, grubun twilight'tan beyond twilight'a dönüştüğü 1996 senesinin, yani o hale geçişinin 20. yıl dönümü. hatta finn, 2006 senesine yetişsin diye çok kısa sürede bestelemiş bu albümdeki müziği, sözlerini de o süreçte yazmıştır herhalde ve albüm kaydı da cidden çok kısa sürmüş. aslında bu albüm 2006 senesinin nisan ayında çıktı, fakat okuduğuma göre o zamanki plak şirketi kendi(leri)nce haklı sebeplerle yılın daha ileriki aylarında bu albümün çıkabilmesi opsiyonunu sunmamış gruba ve o yüzden finn elini çabuk tutup 2006'nın erken dönemlerine yetiştir(t)miş bu eseri.
albümün kompozisyon süreci 3 hafta, kayıt ise yalnızca ama yalnızca 6 gün sürmüş. yani miks-mastering sürecini falan saymazsak bu şaheserin kotarılması, yani kompoze edilip kaydedilmesi 1 ay bile sürmemiş. bana düşündükçe akılalmaz bir şey gibi geliyor bu ya. ama bana hiç "aceleye gelmiş" bir yapıt hissi de vermiyor. öyle yalapşap uğraşılmış bir ürün hissi verse zaten hayatımın sanat eseri olamazdı... finn, diğer beyond twilight albümlerine de benzemeyen bir albüm yapma gayesi gütmüş, işte bu 20. yıla özel olması babında. yani sadece bunu değil, müzik tarihinde de eşi ve benzeri olmayan bir albüm yapabilmeyi bile başarmış adam! benim açımdan böyle en azından tablo.
valla tablo gibi albüm. gerçek bir sanat eseri!..
albümün baş kompozitörü finn zierler olsa da gruptaki diğer müzisyenlerin de bu albümün kayıt sürecinde yaratıcı katkıları olmuş; doğaçlamalarla, anlık gelişen fikirlerle falan. yani bu albüm için "sadece finn'in eseri" demek, diğer grup elemanlarına haksızlık yapmakla eş değer olur. bu notu da düşmesem olmazdı. sahi bir de, albümdeki ritim gitarist jacob hansen için 2 "puzzle parçasını" boş bırakmış finn ve o section'ların temel bestecisi de jacob'dır.
43 parçadan oluşur bu albüm ve toplam süresi 38 dakika bile değildir. yani ultra-kısa diyemesek de kısa bir albüm diyebiliriz. finn burada müzik tarihinde emsali görülmemiş bir konsept belirlemiştir. albümde 43 "section" vardır işte ve 3 tane de gizli bölüm olduğunu söylüyor, ve her farklı dizilimin albümün farklı ama yine bütünlüklü yeni bir tablosunu ortaya çıkardığını iddia ediyor kendisi. 3 gizli "section" derken neyi kastettiğinden emin olamasam da, sanırım albümü shuffle mode'da dinlerken veya parçaları işte özel bir dizilimle dinlerken denk getirirsek anlayabileceğimiz bir şey olsa gerek bu. gene de tam tahayyül edemiyorum, yani o şekil dinlemelerin nasıl "gizli" bir şeyler ortaya çıkarabileceğini. haha. her neyse... açıkçası ben albümü, albümdeki sıralamayla dinlemeyi seviyorum. shuffle falan da denedim. bazen ilginç dizilimler, bağlantılar falan yakalasam da işte yekpare bir metal senfonisi gibi, albümdeki dizilimle dinlemeyi yeğliyorum ben normalde. finn mesela, kendisinin asıl kurguladığı parça diziliminin albümdeki olmadığını söylüyor. ben böyle alıştım, böyle seviyorum doğrusu.
evet, bu albüm hakkında, sözlüğün gördüğü en uzun tanımı bile yazabilirim istersem. yani sonuçta her salisesini ezbere biliyorum ve internette kayıt süreciyle ilgili falan da ulaşılabilecek her bilgiyi okudum. başka bir platformda bu albüm için inanılmaz uzun bir tanım girmiştim ama burada biraz daha insaflı davranacağım. haha.
albümün kaydı 3 ayrı stüdyoda yapılmıştır. bunlardan biri olan jailhouse studios'da pro tools 7'dan çok faydalanmışlar mesela. yani tam o aralar çıkmış bu efsanevi pro tools sürümü ve böyle araçlar ilk çıktığında ses mühendisleri, kayıt yetkilileri falan ne kadar hevesli olur, malum. bu kayıt açısından da bu büyük bir şans olmuş diyebiliriz.
ama en şanslı olarak da kendimi görüyorum. iyi ki bu albüm var! o kadar çok seviyorum ki bu albümü, bunu tam olarak kelmelere dökemem. dökmeme de gerek yok zaten. isterse başka hiç kimse beğenmesin bu albümü. umurumda olmaz. benim açımdan en özel sanat eseri olması bana bir ömür boyu yeter!..
albümden tek bir parça paylaşayım. zaten bu albümü baştan sona ve parçalar arasında boşluk olmadan dinlemek adeta elzem benim açımdan. yani şimdi bu yazıya bir sürü parça da koyabilirim de işte öyle bu eserin muhteşemliği anlaşılamıyor kanımca.
sanat ve yaratım aşkına!