gibi (dizi)

başrollerinde feyyaz yiğit çakmak(yılmaz), kıvanç kılınç(ilkkan) ve ahmet kürşat öçalan(ersoy)'ın bulunduğu bir durum komedisi dizisidir. görsel
bazı diziler vardır; izlerken büyük olaylar yaşanmasını beklersiniz. bir cinayet, büyük bir aşk, şaşırtıcı bir sır, dramatik bir kırılma vs. gibi hikâyenin sizi sürekli bir yerlere götürmesini istersiniz. lâkin, gibi'nin böyle bir derdi yok hatta, tam tersini yapıyor. sanki hiçbir yere gitmiyormuş gibi yapıp insanı kendi gündelik hayatının tam ortasına bırakıyor. sonra da orada, normalde üzerinde durup düşünmeyeceğimiz kadar küçük şeyleri büyütüp komik, absürt ve zaman zaman fazlasıyla gerçek bir hâle getiriyor.

dizinin en güçlü taraflarından biri belki de tam olarak bu, olağan olanı olağanüstü bir saçmalığa dönüştürmesi.

ilk bakışta gibi'yi yalnızca bir komedi dizisi olarak değerlendirmek basit. fakat dizinin mizahı, klasik sitcom mantığından oldukça farklı. burada amaç yalnızca izleyiciyi güldürmek değil. mesele, insanların birbirleriyle iletişim kurma biçimlerini, takıntılarını, küçük hesaplarını, anlamsız gururlarını, yanlış anlaşılmalarını ve bazen kendi söylediklerine bile inanamayacak kadar ileri götürdükleri inatlarını göstermek.
ve bunların hepsi çoğunlukla son derece sıradan hayatların içinde gerçekleşiyor.

bazen küçücük bir mesele, karakterlerin zihninde öyle büyüyor ki sonunda, başlangıçta neyin konuşulduğunu bile unutabiliyoruz. bir konu açılıyor, karakterler o konu üzerinden tartışmaya başlıyor ve birkaç dakika sonra artık tartışmanın kendisi, konunun önüne geçiyor.
bu durum dizinin mizahının (bence) temel taşlarından biri.

çünkü gerçek hayatta da insanların tartışmaları çoğu zaman böyle ilerliyor. bir arkadaşınızla basit bir mesele hakkında konuşmaya başlıyorsunuz sonra söylediğiniz bir cümle yanlış anlaşılıyor, onu açıklamaya çalışırken daha kötü bir şey söylüyorsunuz ve karşınızdaki başka bir ayrıntıya takılıyor. siz kendinizi savunmaya çalıştıkça mesele daha da büyüyor, en sonunda kimsenin neden tartıştığını hatırlamadığı ama herkesin haklı olduğuna inandığı bir noktaya geliniyor.

dizinin ana karakterleri olan yılmaz, ilkkan ve ersoy birbirlerinden oldukça farklı karakterler ama ortak bir noktaları var: üçü de kendi dünyalarının içinde son derece ciddiler.

yılmaz'ın olaylara yaklaşımında çoğu zaman kontrol etme ve anlamlandırma isteği hissediliyor. bir şeyin saçma olduğunu düşündüğünde bunu kabullenmek yerine üzerine gitmesi, bazen de kendi mantığını sonuna kadar savunması karakterin mizahını oluşturuyor.

ilkkan, özgüveniyle özgüvensizliği arasında sürekli gidip gelen, kendisini olduğundan farklı görmeye* oldukça meyilli bir karakter. özellikle sosyal ilişkilerde kendisine biçtiği rol ile çevresindeki insanların onu algılayışı* arasındaki fark, dizinin en komik taraflarından birini oluşturuyor.

ersoy ise benim üzümlü kekim, bu ikilinin yanında daha sakin görünen ama sakinliği her zaman sağlıklı bir denge anlamına gelmeyen bir karakter.* onun tepkileri, diğer ikisinin yükseldiği anlarda ortaya çıkan tuhaflığı daha da görünür hâle getiriyor.
bu üç karakterin birbirleriyle olan ilişkisi, dizinin asıl temeli.

çünkü gibi'de karakterlerin tek başlarına komik olmasından çok, birbirlerinin yanındayken nasıl değiştikleri komik.

birinin söylediği saçma bir şey, diğerinin onu ciddiye almasıyla daha da saçma bir hâle geliyor. üçüncünün araya girmesiyle mesele bambaşka bir noktaya taşınıyor. böylece sıradan bir sohbet, birkaç dakika içerisinde akıl almaz bir tartışmaya dönüşebiliyor.

ve dizi bazen(çoğu zaman) insanın aklına şunu getiriyor:
"ben de böyle bir tartışmanın içinde bulundum."

gibi'yi yalnızca "çok komik bir dizi" olarak tanımlamak biraz eksik kalacak çünkü dizinin mizahında zaman zaman ciddi bir huzursuzluk da var. karakterler bazen o kadar gereksiz bir şeyi büyütüyorlar ki bir izleyici olarak hem gülüyor hem de içten içe geriliyoruz. bir şeyin daha fazla uzamamasını istiyoruz ama aynı zamanda uzadıkça daha komik hâle geldiğini görüyoruz.
bu, dizinin kendine özgü gerilim biçimi.

geleneksel komedide izleyici genellikle karakterlerden daha bilgili olur. ne olacağını bilir ve karakterlerin bundan habersiz olmasına güler.
gibi'de ise çoğu zaman mesele "ne olacak?" sorusu değil.
"bu insanlar bunu daha ne kadar ileri götürebilir?" düşüncesi.
dolayısıyla merak duygusu bile farklı çalışıyor. ve açıkçası, izleyici olarak hiçbir şey bildiğimiz olmuyor genelde.*

amma velakin gibi'nin mizahı kendine özgü olduğu için herkesin seveceği bir komedi olduğunu düşünmüyorum.

klasik komedi yapısını, belirgin esprileri veya sürekli hareketli olay örgüsünü seven bir izleyici için dizinin bazı bölümleri fazla sakin ya da fazla absürt gelebilir. çünkü gibi bazen izleyicinin "burada ne komik?" diye düşünmesini bile komedinin bir parçası hâline getiriyor.

belki de bu nedenle gibi'nin mizahı zamanla daha etkili hâle geliyor. ilk izleyişte yalnızca güldüren bazı ayrıntılar, daha sonra insanın kendi hayatındaki benzer bir durumu hatırlamasına neden olabiliyor.

bir arkadaşınızın gereksiz yere uzattığı bir tartışma,
aile içinde büyütülen saçma bir mesele,
bir ortamda kimsenin açıkça söylemediği ama herkesin farkında olduğu bir gerilim,
ve insanın kendi kendine "ben neden bunu bu kadar taktım?" dediği o anlamsız anlar..

gibi, bunların hepsine biraz ayna tutuyor. bize yabancı bir dünyayı anlatmıyor, kendi dünyamızdaki saçmalıkları biraz daha görünür hâle getiriyor.

ve replikleri belki de bu yüzden hiç izlememiş bir insanın bile dilinde.
uzun uzun yazdım normalde bir dizi ya da filmi bu kadar anlatmak benlik değil ama gibi’nin bendeki yeri bambaşka.
ayrıca, benim fikirlerim sizin nezdinizde makûl bir zemine oturmak zorunda değil.
8 4
elzem kullanıcısının profil fotografı