ama akşama doğru içim rahat etmedi. spor ayakkabıları giyip çıktım. hafif bir sağanak vardı. öyle romantik filmlerdeki gibi saçlardan süzülen, insanı hayatının filminde başrolmüş gibi hissettiren bir yağmur değil ha. daha ziyade yakaya, enseye ve gözlüğe sinsice yerleşen cinsten... yine de keyifliydi.
bir süre sonra fark ettim ki parkur bugün her zamankinden farklı. herkes atletik. herkesin sanki bir amacı var. biri yokuşu koşarak çıkıyor, biri nefes nefese şınav çekiyor, biri sanki doğuştan beri protein tozu yutmuş gibi kaslı omuzlarını sağa sola sallayarak yürüyor. genç kızlarda da ayrı bir hava. yağmur altında bile manken kataloğundan çıkmış gibiler. bense aralarında, üzerinde hafif ıslak bir tişört, yüzünde ben buraya aslında niye geldim ifadesiyle yürüyen münzevi bir tiptim.
normalde insan başkalarının spor yaptığını görünce motive olur sanıyor. bende tam tersi oldu. moralim bozuldu resmen ya, başkalarının haline bakıp mutlu olamadım bugün. neyse en azından günü boşa geçirmedim diye düşünürken bir baktım beş buçuk kilometre yürümüşüm.
parkurun sonunda yağmur biraz hızlandı. herkes saçak altlarına kaçışırken ben yürümeye devam ettim. yalan olmasın şimdi herkes kaçmadı, benim gibi birkaç arıza daha vardı yağmurda yürüyen. o an kendimden hoşnut oldum. atletik değildim, fit değildim, muhtemelen uzaktan bakınca spor yapan birine de benzemiyordum ama yağmur başlamışken çıkmış, yağmur bitmeden de eve dönmüştüm.
bu arada yolumda bana eşlik eden kediler vardı yine.. iyi ki varlar..
