yönetmen koltuğunda jim jarmuch bulunan, 2025 yılında vizyona girmiş, jim jarmusch'un ''eski'' filmlerine benzer bir şeyler yapma isteğiyle çekildiğini düşündüğüm ama yer yer beni hayal kırıklığına uğratmış bir film father mother sister brother... filmi anlatmaya konusundan başlayalım önce biraz, ne dersiniz?

bu filmin konusu kopuk aile bağları diyerek kısa kestirip atabilirim elbette ama bir tık açmam gerektiğini düşünüyorum. amerika, dublin ve paris'te geçen 3 hikayeyi izliyoruz filmde. baba kısmı, baba ve oğul arasındaki yabancılık, iletişimsizlik, aynı ortamda bulunmalarına rağmen hiç orada olamamalarını anlatan ve genel olarak türk baba-oğul ilişkilerine de benzeyen bir senaryoya sahip. teke tek kavgada tekme tokat dövebileceğime inandığım adam driver gayet güzel bir oyunculuk sergilemiş.

2. kısım anne...

bu beni biraz daha çarpan bir senaryo ve oyunculuğa sahip. özellikle anne'nin çektiği zorluklar, yaptığı tercihler, geçmişle yüzleşmesi, pişmanlıkları ve yer yer öfkesini resmen kendi içimde yaşadım diyebilirim. bu kısmı uzun uzun anlatmaya kalkarsam yer yer spoiler vermiş olacağım o yüzden susmak istiyorum ama inanılmaz başarılı senaryo ve oyunculukla yürüyen bir kısım oldu.

gelelim son kısma, kardeşler.

bir kız ve erkek kardeşin paris'te yaşadıklarını izliyoruz burada. yer yer eski filmleri gibi bir şey çıkarmak istese de çok uzaklaşmış diyor insan ister istemez, kardeşlerin çok yakın olduklarını düşünmelerine rağmen konuşmadıkları, gizledikleri, söylemek istedikleri, aralarındaki bağı daha iyi bir yöne çekmek isterken nasıl daha da kötü hale getirdiklerini bize adım adım yansıtmak istemiş ama becerebilmiş mi, bir süre düşünmek gerekiyor.

konusunu bitirdiğimize göre gelelim görüntülerine. beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey çok canlı, orada burada uçuşan dronelarla çekilen sahneler... yahu sen zamanında çamur gibi görüntülerle bile harika sinematografi yansıtabiliş adamsın, instagram'a dağ-taş videosu çeken, bir sucuk ekmek yapabilmek için 4 saat ateş yakmaya uğraşıp bıçak reklamı yapmaya çalışan beyaz yaka olmana ne gerek var?

filmin birçok noktası kopuk. diyaloglar çok dengesiz, bazıları çok yerinde olduğu gibi bazıları o kadar uzak ki anlatamam... birçok kısım sessizlikle geçiyor, bunu da bir kenara bırakıyorum, gerçekten en sinir bozucu şeylerden bir tanesi komedi sosu katmak istediği kısımlar, olmamış. bu adam bir dönemin asi ruhlu yönetmeniyken, şimdilerde ny tiyatro camiasıyla takıla takıla o tayfanın ruhtan uzak espri anlayışını benimsemiş biraz, yapma jim... vallahi döverim, ağzını burnunu kırarım senin.

tamam, film yavaş diyorum lakin jim jarmusch daima yavaş filmler yapan bir insandı ama o filmlerin sessiz, yavaş ilerleyen kısımlarında bir gizem, bir merak hatta tehdit içeren unsurlar vardı.

bakın night on earth'e, down by law'a, mystery train'e... bunlar tam anlamıyla anlatmak istediğimi kare kare bize anlatan filmler.

eski karakterler çok garipti ama hepsi yaşıyordu. hissediyordun. geriliyordun, gizemlerini merak unsuruna efsanevi biçimde dönüştürüyorlardı. bunda o yok, karakterler yaşamıyor gibi... hiçbir patlama yok, karakterler hep yüzeysel konuşuyor, hiç ikonik replik yok. eski jim jarmusch kirliydi, düzensizdi, asiydi, tuhaflığı doğal olarak anlatırdı ama bunda o yok. karakterler yüzeysel, görüntüler aşırı estetik olmak için fazla zorlanmış, ya birader sen bozma bari... sen bozma jim, yapma gözünü seveyim.

yine çok seviyoruz diye 4 verdik, umarım kendine gelir de takıldığın camiayla aranı bozar, adem sürücü ile bir daha yan yana gelip film çekmezsin. paterson hariç ama, o güzel filmdi.
1 0
kullanıcı adı kullanıcısının profil fotografı