adriane blue'nun 2000 yılında yayınladığı, öpüşme üzerine sosyolojik kitabı.

yazar, öpüşmeyi genel olarak anneyle çocuğun karşılıklı bütünleyici bağımlılığının bir öpücüğün biçimini ve anlamını yarattığını, erotik öpüşmenin emme ve diğer kişiyi beslemenin taklidi olduğunu söylüyor. tarihten, edebiyattan, psikiyatriden, çeşitli kültürlerden ve hayvanlar üzerinden ilerliyor.
freud bey'in genel olarak eleştirilmesi hoşuma gider. ona da ayrı ayrı sallaması beni memnun etti. *

en aklımda kalanlar:
- geçmişte araştırmacılar eski yunanlılardan kalma bir çocuk büyütme yöntemi olan öperek-beslemenin erotik öpücüğün kökeni olduğunu ortaya atmışlar fakat öpüşmenin tam tarihi bilinmiyor. gülmek gibi. böyle şeyler beni çok etkiliyor ya. duyguların ve davranışların kökenini bilemeyecek olmamız... uzay gibi.
- kalori yakmaya ek olarak öpüşme düşüncesi veya beklentisi ağızda tükürük salgılamayı arttırdığı için diş plaklarını temizliyormuş.
- altı haftalık bi ceninin dudakları oluşuyormuş. ya çenin dudakların mı vaaaar?
- japonların çoğu öpüşmenin avrupalılar tarafından öğretildiğini sanırmış. fakat orta çağ'dan kalan bir elyazmasında, erkeklerin kadının orgazma ulaştığı sırada şiddetli öpülmemesi gerektiğini, çünkü coşkunun doruğundaki kadının yanlışlıkla sevgilisinin dilinden bir parça koparabileceği konusunda uyarıldığı yazıyormuş.
- testosteron, genelde erkekte şiddetle açıklansa da ve kadınlarda da az olsa var olsa da, geçmişte yapılan bir araştırmada öpüşmeyle artması sebebiyle aslında şiddet değil de iyi olma halini de tetiklediği gözlemlenmiş. bu şaşırtıcı değil gerçi.
- 1940'larda erkekler, ne kadar uzun süre seviştikleriyle değil de ne kadar erken boşaldıklarıyla ilgili övünürmüş.
- 1991 yılında, pekin üniversitesi kampüste kucaklaşmayı, el ele tutuşmayı ve öpüşmeyi yasaklamış.
- venezuela'daki savaşçı yanomilerde, bir baba her gün yaklaşık bir buçuk saat çocuğuna sevgiyle bakar, öper, yedirir ve eğlendirirmiş. ve oğlan bebeklerinin kendilerini daha iyi hissetmeleri için penislerinden öpmekten veya emmekten çekinmezlermiş. ebeveynler, çocuklarını, birçok hayvanda olduğu gibi, ağızdan ağıza beslermiş.
- bonobolar, haz dışında, gerilimlerini azaltmak için de öpüşürlermiş.
- normalde en büyük penise sahip olan hayvanın insan olduğu düşünülse de, bonobolar bayrağı ellerine almışlar.

aşk evrensel olgulardan biri ama bize yeni bir keşif olduğu öğretildi. çünkü evlilik geniş ölçüde toplumsal konumu temel ahyordu, çoğu zaman malların denetim altına alınmasının çok iyi bir yoluydu; pek çok bilgin romantik aşkın var olmadığı sonucuna varmıştı, ta ki ortaçağ fransa'sında ozanlar aşk şarkıları söylemeye başlayana kadar. ama bireysel cinsel aşk her toplumda var görünüyor. kalahari çölü'nde yaşayan kunglar, harvardlı insanbilimciler gelene kadar kibar aşk diye bir şey duymamışlardı. onlar da âşık olurlardı. bir ağacın gölgesinde oturup yeni evli bir çiftin neşeyle birbirlerini kovalamalarım izleyen bir genç adam, oradaki insanbilimci gibi, çiftin birbirine çok âşık olduğuna ikna oldu, ama "şimdilik" diye de ekledi. sokrates için olduğu gibi, onun için de âşık olmak ateşe atlamaktı; ama bu arzu edilen bir tutku ateşiydi. "bir süre sonra," dedi, "ateş söner ve öyle kalır. bak, evlendikten sonra kulübenin önünde birlikte oturursunuz, yemek pişirip birbirinize verirsiniz - tıpkı ana babanızın evinde yaptığınız gibi. karın annen gibi olur, sen de onun babası gibi olursun."
5 2
viriviri kullanıcısının profil fotografı