çok iyi yönetmenler, harika oyuncular ve müthiş fikirler barındırmasına rağmen çoğu zaman potansiyelinin altında kalmış bir sinema sovyet sineması... sebebi de sansür ve devlet müdahalesi elbette...
misal bakıyorsunuz, on filmin dokuzunda işçi sınıfının yüceltilmesi veyahut halkın doğru lider etrafında toparlanıp ideolojisini daha yükseğe taşıması anlatılıyor... e bir zamandan sonra fazlasıyla tekrara düşmeye başlamış ve sığ bir kısımda kalmış sovyet sineması.
daha da kötü olan kısım neresi biliyor musunuz? gerçeklerden çok uzak insan profillerini anlatmış hep... misal bakıyorsun başroldeki karakter daima devletin ideolojisine sımsıkı bağlı, oldukça çalışkan, devletin istediği tarzda kusursuz bir insan evladı... oysa ki gerçekler öyle mi? tam tersi... sovyet insanının beklediği şey ekonomik sıkıntılar yaşayan, bürokrasi ile yaşadığı sorunları gösteren ve hatta sistemin hangi kısımlarda tıkanmış olduğunu gün yüzüne çıkarmış yapıtlardı elbette...
bir tık dozunu arttıracağım üzgünüm, güncel olaylara da bi hayli yabancıydı sovyet sineması... 60'ların, 70'lerin gençlik hareketleri, farklı toplumsal olayların yansımaları çoğu zaman yer bulamadı. evet gerek amerika'da hollywood, gerek avrupa'da toplumsal olayları devletin istediği gibi yansıttığı filmler yapılıyordu ama bunun tam tersinde savaş gibi birçok sıkıntılı durumu eleştiren filmler de yapıldı, sovyet sineması bu konuda ne yazık ki bir elin parmağını geçecek şeyler üretemedi... keşke üretebilseydi de izleyebilseydik, zira eğer sansür ve devletin birçok noktada kontrolü olmasa idi çok iyi şeyler çıkacaktı kuşkusuz...
gelelim tarkovsky'ye... evet, birçok sinema izleyicisini büyülemiş bir insan, ayna'yı ilk izlediğim zaman kendimden geçmiştim, tekrar ve tekrar izledim bu yüzden, keza stalker'ı izledikten sonra gözümün önüne film sahneleri geldi ama tarkovsky'de aşırı ağır ve yavaş anlatı sunan, sembol kullanımıyla bir yerden sonra kabak tadı veren, gündelik yaşamdan oldukça kopuk ve duygusuz insanlarıyla sığ karakterler yaratmış, fazla kişisel ve fazla bencil bir yönetmen...
keza ayzenştayn'ın izleyiciye adeta zorla dikte eden tarzı... montaj tekniğine aşırı bağımlı ve dönemine göre bile oldukça yapay... filmlerindeki karakterler birer insan olmaktan çok propagandasını yaptığı ideolojinin sembolleri... hal böyle olunca izleyicinin bağ kurabileceği yerler bir hayli sınırlanmıyor mu?
ben larisa shepitko'nun bir zamandan sonra gerek kendinden önceki ustalar, gerek kendi döneminin ustalarından bir tık sıyrıldığını düşünüyorum çünkü onun filmlerinde gerek savaş, gerek fedakarlık gibi kısımları çok sert bir dille eleştirebilmiş, yetmemiş sistemin açıklarını tek tek izleyiciye adeta kürekle vurur gibi fırlatmış... kaldı ki karakterlerin kendi iç dünyasında yaşadıkları sıkıntıları onun kadar samimi anlatabilen çok az sovyet yönetmen vardır...
bu kategoride başlık yok.
yükleniyor…
yükleniyor…
tanım eklemek için giriş yapmalısın.