paris texas

yönetmen koltuğunda wim wenders bulunan, birçok insanın "izlediğim en iyi filmlerden birisi, mutlaka izle..." diyerek beni tuhaf bi beklenti içerisine soktuğu, izledikten sonra ilk kez övülen bir filmin gerçekten güzel, hatta çok ama çok güzel olduğunu düşünmemi sağlamış, beni manzaraları ile bi hayli doyurmuş, bazı sahneler ile güldürmüş, bazı sahneler ile içimi ısıtmış, bazı yerlerde ise gözlerimi dolduracak kadar üzmüş bu filmden bahsetmem gerekiyor size...

karakterimiz travis bir tık kafayı kırmış bir ağabey. bu ağabey yollarda gezen, insanların girmekten çekindiği yollarda dolaşan, oralarda uyuyan, bu şekilde huzur bulan, insanlardan ve insanlıktan kaçan bir adam.

bir gün sevgili travis'in kardeşi çıkar, gelir ve travis'i insanlığa tekrar davet eder. travis de birkaç sene sonra tekrar insan içine çıkmanın heyecanı ile atılır, travis'in minik evladı kardeşi ile kaldığı için içinde tuhaf bir heyecan vardır, zira oğlunu seneler sonra tekrar görecektir travis... film bu şekilde başlar ve bir anda tuhaf bir yol filmine dönüşür, zira bir şeyler yoluna oturmaya başladıkça ortaya farklı bir kayıp daha çıkacaktır: travis'in eski eşi...

bakın bu filmi övdükleri kadar var. hatta ve hatta bu film övüldüğünün daha fazlası... çünkü insanı her duygu açısından doyuran bir film... o renkler o manzaralar, o diyaloglar, gülümsemeler, oyunculuklar, insanı bir anda koltuğuna gömen dram...

filmin müzikleri de öyle yerinde, öyle güzel yerlerde kullanılmış ki kafamda çalıyor. keşke internet paketim olsaydı da uzun uzun dinleseydim diyorum içten içe...

son zamanlarda izlediğim en iyi film olabilir. wim wenders favori yönetmenim oldu artık, şimdi sırada berlin üzerindeki gökyüzü var.
1 0
kullanıcı adı kullanıcısının profil fotografı