sahilde kafka, haruki murakami'nin gerçeklikle rüya, bilinçaltıyla dış dünya arasındaki sınırları sürekli bulanıklaştırdığı kitaplardan biri. roman iki ana karakterin hikayesini paralel biçimde anlatıyor. 15 yaşındaki kafka tamura, babasının söylediği bir kehanetten ve geçmişinden kaçmak için evden ayrılırken, yaşlı nakata, çocukluğunda yaşadığı gizemli bir olayın ardından hafızasının önemli bir bölümünü kaybetmiş, okuma yazma bilmeyen ama kedilerle konuşabilen bir adam olarak kendi yolculuğuna çıkıyor.
başlarda birbirinden bağımsız görünen bu iki hikaye zamanla birbirine bağlanıyor. konuşan kediler, gökten yağan balıklar, gizemli bir taş, ormanlar, kütüphane ve sürekli değişen gerçeklik algısı derken kitap, klasik bir olay örgüsünden çıkıp murakami'nin tuhaf dünyasına dönüşüyor.
kitabın özellikle giriş taşı gibi sembolleri dikkat çekici.. taş, bir anlamda iki dünya arasındaki kapı gibi duruyor. bir tarafta bildiğimiz gerçeklik, diğer tarafta rüyalar, bilinçaltı, ölüm ve açıklayamadığımız şeyler... murakami bunun gerçekten başka bir boyut olup olmadığını hiçbir zaman netleştirmiyor. zaten kitabın en belirgin özelliklerinden biri de belki budur. kafka'nın yaşadıklarının ne kadarının gerçek, ne kadarının rüya ya da bilinçaltının bir yansıması olduğunu kesin olarak çözmek mümkün değil.
nakata'nın kedilerle kurduğu ilişki ise kitabın benim en sevdiğim taraflarından biri. sahilde kafka'da kediler yalnızca romanın fantastik unsurunu oluşturmuyor insanlarla kurulamayan iletişimin, başka bir gerçekliğe açılan kapının ve sezgisel bir dünyanın temsilcisi gibi duruyor. murakami'nin hayvanlarla kurduğu bağı ve onları romanın doğal bir parçası haline getirmesini seviyorum.
ama dürüst olmak gerekirse murakami için tam olarak benim tarzım bir yazar diyemem. bazen fazla kapalı, fazla sembolik ve fazlasıyla rüya gibi ilerliyor. bir şeyleri açıklamak yerine okuyucuyu kendi haline bırakmayı tercih ediyor. yine de kafasının farklı çalıştığı kesin. kitabı okurken birkaç kez acaba şimdi ben ne okuyorum dedirtti ve insanı istemeden de olsa bu dünyanın içinde tutuyor.
bence sahilde kafka'yı olay örgüsünü tamamen çözmek için okumamak gerekiyor. daha çok atmosferine girip kafka'nın kafasının içinde biraz kaybolmak için okunacak bir kitap gibi.. kader, yalnızlık, hafıza, geçmiş, büyümek ve kimlik arayışı gibi meseleleri anlatırken bunların hiçbirini doğrudan açıklamıyor, hepsini tuhaf olayların ve sembollerin arasına bırakıyor.
sonunda da kafka'nın hikayesi, kaderinden kaçma çabasından kendisini bulma yolculuğuna dönüşüyor. kafka, kaderinden kaçmak için çıktığı yolculukta aslında kaderini değil, kendisini keşfediyor. önerir miyim bilmiyorum. bu kitap yalnız murakami külliyatının önemli parçalarından, kalemini merak edenler okuyabilir.
bu kategoride başlık yok.
yükleniyor…
yükleniyor…
tanım eklemek için giriş yapmalısın.