sırça hayvan koleksiyonu

the glass menagerie orijinal adıyla, tennessee williams tarafından 1944’te yazılmış bir tiyatro oyunudur. yine modern amerikan tiyatrosunun en önemli metinlerinden biri kabul edilir. oyun, anılar üzerinden anlatılır; anlatıcı tom, annesi amanda ve kız kardeşi laura ile yaşadığı sıkışmış aile hayatını geçmişe dönerek aktarır.
başlıktaki "sırça hayvan koleksiyonu", laura’nın camdan yapılmış küçük hayvan figürlerinden oluşan koleksiyonudur; fakat oyunda bu nesneler yalnızca bir hobi değildir. laura’nın kırılganlığını, dış dünyadan çekilişini ve kendi güvenli evrenini temsil eder. nasıl ki cam hayvanlar parlak ama hassassa, laura da çevresiyle ilişki kurmakta zorlanan, narin bir karakter olarak çizilir.
oyun; aile beklentileri, ekonomik sıkışmışlık, kaçma arzusu ve gerçekle hayal arasındaki gerilim üzerine kuruludur. özellikle koleksiyonun içindeki tek boynuzlu at figürü, laura’nın kendini diğerlerinden farklı hissetmesinin sembolü hâline gelir.

sırça hayvan koleksiyonu, büyük olaylardan çok insanların iç dünyasında yaşanan kırılmaları sahneye taşıyan bir metindir.

oyun içinde pandomim kullanılmaktadır. oyun metninde sahnelenme biçimine dair önemli ayrıntılar da yer almaktadır. özellikle projeksiyon perdesi ve ışık kullanımı hakkında, oyun metninin içinde yer alan ve yoruma pek açık olmayan sahneleme bilgileri; williams'ın bu oyun özelinde karamsar ve gotik tarzındaki keskinlik ve oyunu en etkileyici şekilde sahneleme arzusunun bir göstergesi olarak okunabilir.

(ref: #695) nolu tanımda da belirttiğim gibi, williams'in oyunlarında aile yaşantısına dair belirgin izler bulunur. bu oyunda da yine tom karakteri kendisine, laura karakteri kızkardeşine ve amanda karakteri de annesine göndermeler içerir.

çok sevdiğim tiratlardan birini bırakmak istiyorum. oyun bitişindeki, evi terk ettikten sonraki tom monoloğu...

tom
"aya gitmedim, daha uzaklara gittim… iki yer arasındaki en uzak mesafeyi dört kez katettim. bir ayakkabı kutusunun üzerine yazdığım bir şiirden birkaç gün sonra işimden atıldım ve saint louis kentini terk ettim. bu yangın merdivenini son defa indikten sonra, uzayın sırlarını hareket halinde yakalayabilmek için babamın ayak izlerini takip etmeye başladım. oldukça uzun seyahatlere çıktım. içinden geçtiğim kentler sanki ölü yapraklara benziyordu. o yapraklar ki renkliydiler, ama dallarından koparılmışlardı bir kere. bir yerlerde konaklayabilirdim. ama peşinde olduğum bir şey vardı. farkında olmadan üzerime geliyor, beni ansızın yakalıyordu. belki tanıdık bir müzik. belki de camdan bir parça. yabancı bir kentteyim belki de, gece yarısı sokaklarda, yol arkadaşı bulmadan önce. ışıkları yanan bir parfüm dükkânının vitrininin önünden geçiyorum. pencerede renkli camdan yapılmış şişeler var, küçük şeffaf şişeler, cicili bicili, sanki gökkuşağı yere inmiş gibi. sonra aniden kız kardeşim omuzuma dokunur. geriye dönüp gözlerinin içine bakarım. ah, laura, laura… seni geride bırakmak istedim ama, ben sandığından daha da bağlıyım sana! bir sigara yakarım, sokağı geçerim, sinemaya ya da bir bara takılırım, içki alırım, en yakınımdaki yabancıyla konuşurum… şamdanını söndürecek olan herhangi bir konuda takılırım."

(laura mumları söndürmek için eğilir)

"bugünlerde dünya şimşeklerle aydınlanıyor! şamdanını söndür laura… haydi eyvallah!…"

(laura mumları söndürür)

perde.
2 0
gece kullanıcısının profil fotografı