red dwarf, bilim kurgu dizisi gibi başlayıp insanlığın son temsilcisini pasaklı bir liverpool’lu yaparak daha ilk dakikada türle dalga geçen ingiliz işi bir kara mizah kazasıdır.
normalde “evrendeki son insan” dediğin karakteri alırlar, dramatik ışık verirler, kader yüklerler, iki sahnede seçilmiş kişiye çevirirler. red dwarf bunu yapmaz. son insan dave lister’dır. curry yer, bira içer, dağınıktır, tembeldir, bazen iğrençtir ama tuhaf biçimde en insan kalan kişi de odur.
işin güzelliği burada. insanlık bitmiş. dünya yok. mürettebat ölmüş. milyonlarca yıl geçmiş. evrenin umrunda bile değil. ama lister hâlâ çamaşır, yemek, müzik ve saçma umutlarla yaşıyor. bu komik değil sadece; bayağı acıklı. çünkü bazen insanlık dediğin şey büyük idealler değil, kıyametten sonra bile kötü alışkanlıklarını sürdürebilme arsızlığıdır.
rimmer ise ayrı bir kamu zararıdır.
adam ölmüş ama bürokratik ezikliği hologram olarak devam ediyor. rimmer, başarısızlığın üniforma giymiş halidir. hırs var, kapasite yok. statü açlığı var, ağırlık yok. kural takıntısı var, karakter yok. her ofiste bulunan “yetkisi yok ama prosedür anlatıyor” adamının uzay versiyonu.
red dwarf’ın rimmer’ı sevdirme biçimi zekicedir. dizinin onu parlatmaya ihtiyacı yoktur. adamı sürekli küçük düşürür ama karikatür çöplüğüne atmaz. çünkü rimmer sadece korkak bir komedi figürü değildir; aşağılık kompleksi, aile travması, başarısızlık korkusu ve küçük iktidar açlığından yapılmış yürüyen bir rezilliktir.
cat desen, evrim teorisine atılmış pırıltılı bir tokattır. insanlar “zeki yaşam” deyince derin felsefe bekler. red dwarf kediden evrimleşmiş bir tür çıkarır ve adamın bütün derdini kıyafet uyumu yapar. bu çok daha dürüst. çünkü bir kediyi milyonlarca yıl evrimleştirsen bile muhtemelen hâlâ kendine tapar.
cat’in olayı budur. galaksi yok olmuş, insanlık bitmiş, gemi boşlukta kaybolmuş; adam hâlâ aynaya bakıyor. bu aptalca mı? evet. ama aynı zamanda mükemmel. çünkü red dwarf evrimi de, medeniyeti de, “üstün tür” fantezisini de alıp kuaför koltuğuna oturtuyor.
kryten ise hizmet etmekten kişilik geliştirmeye vakit bulamamış robot dramıdır. temizlik, itaat, suçluluk ve nevrozdan yapılmış metal bir hizmetçi. özgür kalmak istiyor ama özgürlük gelince onu da düzgünce katlayıp dolaba koymak istiyor. bu kadar komik olup bu kadar tanıdık gelmesi rahatsız edici.
red dwarf’ın gücü pahalı efektte değil. zaten çoğu zaman efekt dediğin şey “bizim bütçe burada bitti” diye bağırıyor. ama önemli değil. çünkü karakter kimyası çalışıyor. modern dizilerin çoğu milyon dolarlık efektle karton karakter taşıyamazken red dwarf sallanan dekorun içinde gerçek karakter yazıyor.
bu dizi bilim kurguyu ciddiye alır ama kendini fazla ciddiye almaz. aradaki fark büyük. paralel evren, zaman yolculuğu, yapay zekâ, hologram varoluşu, genetik evrim, android ahlakı gibi konuları işler; sonra bunların üstüne çamaşır, ego, curry ve rimmer’ın ezikliğiyle vurur.
işte iyi komedi budur. konuyu küçültmez, karakteri büyütür.
bugünkü bazı yapımlar karakter yazmak yerine duyuru panosu hazırlıyor. karakter sahneye giriyor, senaryo arkadan “bunu sevin, bu önemli, bu güçlü” diye megafon tutuyor. red dwarf öyle yapmaz. lister’ı da gömer, rimmer’ı da gömer, cat’i de gömer, kryten’ı da gömer. herkes rezil olabilir. herkes komik duruma düşebilir. herkes insan gibi saçmalayabilir.
bu yüzden sahicidir.
red dwarf’ta kimse vitrine konmuş temiz figür değildir. lister pasaklıdır. rimmer komplekslidir. cat narsisttir. kryten programlıdır. holly zaten yapay zekâ değil, bazen geminin yaşadığı beyin sisi gibidir. ama bu arızalar bir araya gelince dizi çalışır. çünkü insan denen paket de zaten biraz böyledir: tembellik, ego, korku, itaat, alışkanlık ve arada çıkan iyi niyet.
dizinin en karanlık şakası aslında şu: insanlık bitmiş ama insanlığın en saçma özellikleri hâlâ yaşıyor. medeniyet yok olmuş, ama kibir duruyor. statü kaybolmuş, ama rimmer hâlâ kariyer derdinde. tür bitmiş, ama lister hâlâ yemek düşünüyor. kedi türü evrimleşmiş, ama narsisizm ölmemiş.
bu, düşük bütçeli bir sitcom’dan beklenmeyecek kadar iyi bir fikir.
red dwarf’ın modern “her karakter düzgün, doğru, temiz ve onaylı görünsün” kafasına karşı güzelliği de burada. dizi karakterlerini korumaz. kimseye kutsal alan açmaz. herkesi aynı ingiliz alaycılığıyla tokatlar. bu, gerçek eşitliktir biraz da. herkesle dalga geçebilmek.
bazı diziler uzayı büyük göstermek için dev gemi, dev savaş, dev müzik kullanır. red dwarf uzayı büyük göstermek için insanı küçük ve komik bırakır. daha etkili. çünkü evren gerçekten umursamazdır. senin travmanı da, egonu da, kariyer hedefini de, kıyafetini de takmaz.
lister’ın trajedisi de bu yüzden çalışır. adam evrendeki son insandır ama şiirsel bir yalnızlık ikonu gibi dolaşmaz. daha çok “herkes öldü ama ben hâlâ açım” kafasındadır. bu kaba gelebilir ama insan böyle bir şeydir. kıyamet günü bile biri mutfakta bir şey arar.
red dwarf bunu bildiği için değerlidir.
dizi pürüzsüz değildir. bazı bölümler daha zayıftır, bazı şakalar yaşlanmıştır, bazı fikirler fazla absürt kaçar. ama ruhu vardır. hem de bugünün fazla steril, fazla güvenli, fazla kendini alkışlayan yapımlarında zor bulunan türden bir ruh.
red dwarf, evrende son kalan adamın kahraman değil, pasaklı bir hayatta kalma lekesi olabileceğini gösterir.
ve bazen bu daha iyidir.
çünkü kahramanlık dediğin şey her zaman ışıkla, kılıçla, seçilmiş kişiyle gelmez. bazen kötü bir şaka, boş bir gemi, nefret ettiğin bir hologram, kendine âşık bir kedi ve hâlâ yenmek istenen bir tabak curry ile gelir.
özetle red dwarf; uzayın sonsuzluğuna karşı atılmış pis, arsız, ingiliz işi bir kahkahadır.
insanlık bitmiştir.
ama saçmalık yaşamaya devam eder.
belki de en gerçek ölümsüzlük budur.
normalde “evrendeki son insan” dediğin karakteri alırlar, dramatik ışık verirler, kader yüklerler, iki sahnede seçilmiş kişiye çevirirler. red dwarf bunu yapmaz. son insan dave lister’dır. curry yer, bira içer, dağınıktır, tembeldir, bazen iğrençtir ama tuhaf biçimde en insan kalan kişi de odur.
işin güzelliği burada. insanlık bitmiş. dünya yok. mürettebat ölmüş. milyonlarca yıl geçmiş. evrenin umrunda bile değil. ama lister hâlâ çamaşır, yemek, müzik ve saçma umutlarla yaşıyor. bu komik değil sadece; bayağı acıklı. çünkü bazen insanlık dediğin şey büyük idealler değil, kıyametten sonra bile kötü alışkanlıklarını sürdürebilme arsızlığıdır.
rimmer ise ayrı bir kamu zararıdır.
adam ölmüş ama bürokratik ezikliği hologram olarak devam ediyor. rimmer, başarısızlığın üniforma giymiş halidir. hırs var, kapasite yok. statü açlığı var, ağırlık yok. kural takıntısı var, karakter yok. her ofiste bulunan “yetkisi yok ama prosedür anlatıyor” adamının uzay versiyonu.
red dwarf’ın rimmer’ı sevdirme biçimi zekicedir. dizinin onu parlatmaya ihtiyacı yoktur. adamı sürekli küçük düşürür ama karikatür çöplüğüne atmaz. çünkü rimmer sadece korkak bir komedi figürü değildir; aşağılık kompleksi, aile travması, başarısızlık korkusu ve küçük iktidar açlığından yapılmış yürüyen bir rezilliktir.
cat desen, evrim teorisine atılmış pırıltılı bir tokattır. insanlar “zeki yaşam” deyince derin felsefe bekler. red dwarf kediden evrimleşmiş bir tür çıkarır ve adamın bütün derdini kıyafet uyumu yapar. bu çok daha dürüst. çünkü bir kediyi milyonlarca yıl evrimleştirsen bile muhtemelen hâlâ kendine tapar.
cat’in olayı budur. galaksi yok olmuş, insanlık bitmiş, gemi boşlukta kaybolmuş; adam hâlâ aynaya bakıyor. bu aptalca mı? evet. ama aynı zamanda mükemmel. çünkü red dwarf evrimi de, medeniyeti de, “üstün tür” fantezisini de alıp kuaför koltuğuna oturtuyor.
kryten ise hizmet etmekten kişilik geliştirmeye vakit bulamamış robot dramıdır. temizlik, itaat, suçluluk ve nevrozdan yapılmış metal bir hizmetçi. özgür kalmak istiyor ama özgürlük gelince onu da düzgünce katlayıp dolaba koymak istiyor. bu kadar komik olup bu kadar tanıdık gelmesi rahatsız edici.
red dwarf’ın gücü pahalı efektte değil. zaten çoğu zaman efekt dediğin şey “bizim bütçe burada bitti” diye bağırıyor. ama önemli değil. çünkü karakter kimyası çalışıyor. modern dizilerin çoğu milyon dolarlık efektle karton karakter taşıyamazken red dwarf sallanan dekorun içinde gerçek karakter yazıyor.
bu dizi bilim kurguyu ciddiye alır ama kendini fazla ciddiye almaz. aradaki fark büyük. paralel evren, zaman yolculuğu, yapay zekâ, hologram varoluşu, genetik evrim, android ahlakı gibi konuları işler; sonra bunların üstüne çamaşır, ego, curry ve rimmer’ın ezikliğiyle vurur.
işte iyi komedi budur. konuyu küçültmez, karakteri büyütür.
bugünkü bazı yapımlar karakter yazmak yerine duyuru panosu hazırlıyor. karakter sahneye giriyor, senaryo arkadan “bunu sevin, bu önemli, bu güçlü” diye megafon tutuyor. red dwarf öyle yapmaz. lister’ı da gömer, rimmer’ı da gömer, cat’i de gömer, kryten’ı da gömer. herkes rezil olabilir. herkes komik duruma düşebilir. herkes insan gibi saçmalayabilir.
bu yüzden sahicidir.
red dwarf’ta kimse vitrine konmuş temiz figür değildir. lister pasaklıdır. rimmer komplekslidir. cat narsisttir. kryten programlıdır. holly zaten yapay zekâ değil, bazen geminin yaşadığı beyin sisi gibidir. ama bu arızalar bir araya gelince dizi çalışır. çünkü insan denen paket de zaten biraz böyledir: tembellik, ego, korku, itaat, alışkanlık ve arada çıkan iyi niyet.
dizinin en karanlık şakası aslında şu: insanlık bitmiş ama insanlığın en saçma özellikleri hâlâ yaşıyor. medeniyet yok olmuş, ama kibir duruyor. statü kaybolmuş, ama rimmer hâlâ kariyer derdinde. tür bitmiş, ama lister hâlâ yemek düşünüyor. kedi türü evrimleşmiş, ama narsisizm ölmemiş.
bu, düşük bütçeli bir sitcom’dan beklenmeyecek kadar iyi bir fikir.
red dwarf’ın modern “her karakter düzgün, doğru, temiz ve onaylı görünsün” kafasına karşı güzelliği de burada. dizi karakterlerini korumaz. kimseye kutsal alan açmaz. herkesi aynı ingiliz alaycılığıyla tokatlar. bu, gerçek eşitliktir biraz da. herkesle dalga geçebilmek.
bazı diziler uzayı büyük göstermek için dev gemi, dev savaş, dev müzik kullanır. red dwarf uzayı büyük göstermek için insanı küçük ve komik bırakır. daha etkili. çünkü evren gerçekten umursamazdır. senin travmanı da, egonu da, kariyer hedefini de, kıyafetini de takmaz.
lister’ın trajedisi de bu yüzden çalışır. adam evrendeki son insandır ama şiirsel bir yalnızlık ikonu gibi dolaşmaz. daha çok “herkes öldü ama ben hâlâ açım” kafasındadır. bu kaba gelebilir ama insan böyle bir şeydir. kıyamet günü bile biri mutfakta bir şey arar.
red dwarf bunu bildiği için değerlidir.
dizi pürüzsüz değildir. bazı bölümler daha zayıftır, bazı şakalar yaşlanmıştır, bazı fikirler fazla absürt kaçar. ama ruhu vardır. hem de bugünün fazla steril, fazla güvenli, fazla kendini alkışlayan yapımlarında zor bulunan türden bir ruh.
red dwarf, evrende son kalan adamın kahraman değil, pasaklı bir hayatta kalma lekesi olabileceğini gösterir.
ve bazen bu daha iyidir.
çünkü kahramanlık dediğin şey her zaman ışıkla, kılıçla, seçilmiş kişiyle gelmez. bazen kötü bir şaka, boş bir gemi, nefret ettiğin bir hologram, kendine âşık bir kedi ve hâlâ yenmek istenen bir tabak curry ile gelir.
özetle red dwarf; uzayın sonsuzluğuna karşı atılmış pis, arsız, ingiliz işi bir kahkahadır.
insanlık bitmiştir.
ama saçmalık yaşamaya devam eder.
belki de en gerçek ölümsüzlük budur.